Her an atılan adımların temelini saran umutların bir bir çekilip alınmasına rağmen devam edenler vardır elleri üzerinde bu hayatta yoluna..
31 Mart 2014 Pazartesi
Biliyorum nasıl özlem olduğunu..... Lanet ....
Ve ben seni gördüm bir ben vardı senin içinde sanki...
* Ve sen beni gördün senin içinde asla olamadım
Ve sana dokundum içimdeki donmuş buzullar sele neden oldu....
* Ve bana dokunduğunu hissettim önceden ezberlediğin bir tende olduğu gibi...
Ve senin yüzüne dokundum ......
* Ve parmak uçların kaydı yanaklarım dudaklarıma ve yolun sonunu çoktan biliyordum...
Ve gözlerim seni gördü....
* Ve gözlerin avına bakan bir atmaca gidi gördü beni...
Ve seni istedim her zaman bedenimi ört diye
* Ve beni istediğini söyledin senin , onun , ve bir çok kişinin olduğu gibi bedenimi gördün..
Ve sana AŞIK olduğumu söylüyorum...
* Ve bana AŞIK olmadığını bildiğimi içimde saklıyorum
Ve SENİ SEVİYORUM diye haykırmak istiyorum
*Ve beni asla sevmeyeceğini biliyorum dillerinin alışkanlıklarında sallanacağım gibi..
Ve seni bugün özledim
* Ve bugün yine ruhum dışındakiler ile sende olmamamı istiyorsun
Seni özledim
Biliyorum nasıl özlediğini.
Kısa kısa........
Hiç yazdığınız bir yazıdan, duyduğunuz bir sözden, okuduğunuz bir kitaptan, koştuğunuz bir yoldan veya baktığınız gözlerden pişman oldunuz mu ? Başlangıçlar her zaman yeni umutlara yepyeni duygulara gebe olsa da çok nadir ilişki sonuna kadar devam edebiliyor. Yarı yola bile kadar ilerleyemeyen duygulara kapılmış olmak, birini suçlamak gerekli midir ki. Bilmediğin dillerde olan şarkıları dinlerken bile sanki senin için yazılmış olduğunu hissedebiliyor olman o anın çekiciliği içinde seni sarıp sarsana da, bilmediğin dilin seni götüre bileceği yer karanlık bir akvaryum gibidir.
Pişmanlık üstü örtülse bile en kötü kokan cesettir. Bir çok pişmanlığının olması seçimlerinin yanlış olduğunun en acı kanıtıdır. Bazen düşünüyorum da bir çok pişmanlığımın olması tamamen benim sorunum. Kabul ediyor olmak bile bazen zor gelir hepimize. Sözlerle yaşadığımız hayatlarımızı gerçeklikte de yaşaya bilseydik o zaman tatmin olma açlığımız tamamen geçebilirdi.
Derin yaralar içerisinde yürümeye çalışan küçük mikroplar kadar bile bir çaba sarf etmeyiz bazen gidenlerin arkasından. Hoş gitmek isteyen her zaman gidecektir. Bazende pişmanlıkların la kalır kucağına alır dilini koparır atar, yüzünü gömer yerlere , bedenini salarsın rüzgarlara birlikte en derin çukurlara. Gömülmek için yalvarmaya başlarsın. Unutmak , unutulmak ister bekler arzular ama asla istediklerine kavuşamazsın. Tanrı seni bok çukura atmak için kullandıysa oradan çıkmak için yine o tanrıya el açmak pişmanlığının en büyük katmanı olmalı.
Pişmanlıklarını gizlemek için harcadığın çabayı onlardan kurtulmak , yeniden en baştan tekrar başlamak için kullansaydın, kullanabilseydik şu anki kadar dipte olur muyduk acaba ? Hayat için sorulan her sorunun cevabı sorunun ağırlığının binde bini kadardır.
2 Mart 2014 Pazar
Mutluluk mu bilmem ama bir an için düşündüm de bahsedilen....
'Her an atılan adımların temelini saran umutların bir bir çekilip alınmasına rağmen devam edenler vardır elleri üzerinde bu hayatta yoluna.'
Mutluluk için her zaman birine veya bir şeylere ihtiyaç var sanılır. Bir çok kere bu yanlışa düşmüşüzdür hayatımızın bu bölümüne kadar. Bir kaç defada bu yüzümüze çarpıtılsa da, her kişi yanlışı korusa da yine ihtiyaçtan öte bir durum olmuştur bu.Doğduğumuz an birine olan ihtiyaç bizlere aşılanıyor aslında anneye, babaya, aileye, arkadaşlara, çevreye, sevgiliye bunları tamamlar isen mutlu olursun birini kaybedersen mutsuz olursun basit ama bir o kadar kırıcı bir yaptırım.Mutlu olmanın bunlar olmadığını anlamam yakın bir geçmişe bunu kavramam sonsuzluğa açılan pencereler gibi.
Rüzgar ile gelen mutluluklar vardır. Yağmur kokusunu taşır içinde , ilk bahar kokusunu , son baharı yumuşak bir dokunuşu vardır tenimize. Onun verdiği o anki hazzı başka bir bedende aramaktansa rüzgara bırakmak en güzel mutluluk kaynağı olur ruh için. Sert halleri de vardır rüzgarların kış gibi keskin üşüten mutlu ettiği zamanların kıymetini bilmemiz gerektiğini bize öğretmek istercesine.
Yağmur ile gelen tazelenme vardır. Ardında bıraktığı toprak kokusuyla bizi sarıp sarmalayan, sanki yaşadığımızı bize kanıtlama çabasındaymış gibi bütün benliğini alıp en güzel zevklere mutluluğa boğan bir gök kuşağı misali.Bazı anları vardır sel olur taşar yoluna çıkan her şeyi alır ve bir daha geri gelmemesini sağlamak için yemin etmiş koruyucular gibi her şeyi silip süpürür. Bazen bu bir yaşam bazen bir ev bazen çok sevdiği toprağı alıp götürür. Sanki dünyanında bazen yıkanıp ağırlıklarından kurtulup rahatlamaya ihtiyacı varmışcasına şiddetle siler her şeyi.Hem huzur hem korku hemde mutluluk veren yağmur yazın kuraklığında tenimizi rahatlatmak için bir anda gelen meleğimiz mutluluk kaynaklarımızdan biri.
Zaman ile gelen hayatlar vardır. Fazlalığının yanı sıra bir birinden farklı olsa dahi sonuçlarının aynı olduğu topluluk içerisinde az olsa kendini taşıyanı bulmak için savaş alanın. İçine sığdırmaya çalıştığın rüzgarlar, yağmurlar, ümitler, güzellikler, kederler, ölümler ve bir çok duygu,insan,hayvan,canlı hayatın içine hayat sığdırmaya çalışarak kaybediyoruz bazen anılarımızı. İstediğimiz basit dahi olsa ulaşmak için kendi kendimize oluşturduğumuz labirentlerde kaybolma yeteneğimiz çok fazla.
Mutlu olmak biri, biriler gibi değilde mutlu olmak gözünü kapadığında içinden bir anda renklerin fışkırması gibi olmalı. Her şeyden az biraz bir tutam aşk, bir tutam sevgi, bir tutam dostluk, bir tutam doğa, yağmur,rüzgar,güneş, okyanus hepsinin karışımı olan ama bir bulamaç edasından bir malzemesini fazla kaçırma gibi değil. Hepsinin karışımını aldığın hayat daha mutlu ve sana özel bir tarif olur.
Ve mutluluk anlatılmasını zor olsa da , anlatmak istenilen ne bir mutluluk neden mutsuzluk hepsinden bir çimdik atılarak yapılmış bir karışım piştiğinde ne olması gerektiğini de karar verecek olan sensin..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)