Her an atılan adımların temelini saran umutların bir bir çekilip alınmasına rağmen devam edenler vardır elleri üzerinde bu hayatta yoluna..
21 Kasım 2013 Perşembe
'' Hiçlikten gelmiş olanı geçmişiyle yargılamaya çalışmak saçmalık.''
Ağlamak istiyorum......
Doğru olan neydi .....?
Gülmek istiyorum .....
Ağızı mı oynatırsam gülmüş sayılır mıyım ?
Koşmak istiyorum.....
Bacaklarım nere de ?
Konuşmak istiyorum ......
Unuttun mu ?
Sarılmak , sevişmek istiyorum.....
Peki kimin ile ?
Omuzların da olanı gözlerinin önüne getirmeye korkuyor musun ?
18 Kasım 2013 Pazartesi
Ben artık sadece Pelin'im peki sen kendin olma yolunu arşınla ya bilecek misin ?
Beklemenin en acısı , en güzeli , en lezzetlisi şeklinde anlamları olsaydı hepsini bir anda alan olmak ister miydiniz acaba ? Yeniliklere açık olmanın sınırsızlığı , sınırları olanların evreninde ne kadar kolay olabilir acaba ? Her an yükselme , her an isteme , her an bekleme içgüdüleri arasında kalmak çok zor olsa da sonunu arzulamaya odaklandığınız an görme yetiniz artar. Parmak uçlarından kayarak kaybettiklerinizi ellerinizle hatırlıyor iseniz beklemenin anlamını yitirdiğini , yenilenmek için adım attığınızı ve sınırınızı aştığınızı anlamaya korkmayınız.
-Kendime not . Korktuğum için gözlerimi kapatmayı unuttuğum anı tekrar yaşatıp hatırlatanlara teşekkür olsun.
Her seferinde beklemek gerçekten çok büyük bir yetenektir aslında. Tanrıyı bekle , sevgiliyi bekle , yaşamı bekle , seni terk edeni bekle sürekli bir bekle terimi sarıp durur bedenini. Beynin yürü git dese de içindeki çarkların terse gitmesi kaçınılmazdır. Bedenin ilerlerken ruhunu zincirleme neden ? Beklemek hoş olsaydı göz yaşlarıyla ağaçlarını sularmıydın ki ? Anımsa yamadıklarını bile bekler halde olduğunu anladığın an kaybettiklerinin cesetleri üzerinde evrende asılı kalırsın. İnanış meselesi gibi bakan gözlerin çoğunluğu arasında doğruyu göre bilme zor olsa da imkansız kadar değildir.
Her beklemenin kısa süreli mutlu sonu var diye , kulaklarınız her şeye neşeyle açılmak zorunda değildir. Kendini süsleyenlerin beklentilerinin olumlu olması sizi ümitlendiriyor ise ortada bir pazarlanma politikası söz konusudur. Bildiğiniz ama söylemeye korktuğunuz kelimeler , sözler , kitaplar , yaşamlar arasında yitip tükenirken gözler önüne çok cesurmuş gibi de çıkmak soytarılığın getirilerin dendir. ' Makyajın altında ağlayan yüz var aslında ' sözünü kullana bilecek kadar temiz evrene sahip değiliz artık . Gülmelerin , umutların , sevginin fahişeleşmiş olduğu gerçekliğin de bunu kendinize yapıyorsanız şikayet etmeye hakkınızda yoktur.
-Hayat beklemekten ibarettir.
-Sevgi , sabır beklemenin katmanıdır.
- Aşk için doğru anı beklemek gerek.
Bu sözler olmasaydı acaba gerçekten bu kadar fazla hayatımıza uygular mıydık beklemeyi ?
Beklemeyi bıraktım , açtım gözlerimi , sundum ruhumu evrene geri dönüşü lotusu anımsattı bana bir o kadar coşkulu bir o kadar narin ve asla yaşamadığım kadar tutkulu. Bileklerimde olanların hepsi kırılmış evrenle sevişir halde devam etmek isteğim oldu.
Ben artık sadece Pelin'im peki sen kendin olma yolunu arşınla ya bilecek misin ?
28 Ekim 2013 Pazartesi
Başlangıç öncesi biraz daha bekleme...
‘Ölüm anına bu kadar yakın olduğum bir çöküş daha olduğunu hatırlamıyorum’
27 Eylül 2013 Cuma
Kısa kısa başlamalıyım diye düşündüm , kısa kısa yazdım , sayfaları hazırlıyorum devrilsin kelimeler parmaklarımdan diye.
Nefes almayı unutur gibi olduğun her an aklından , kalbinden , ruhundan geçenlerin en büyük felaket senaryosu olabileceğini düşünürsün. Aslın da korku sanırsın 'Birisine bir şey olacak gibi hissediyorum ' çok tanıdık gelen her seferin de aynı korkuları bize yaşatan sözler. Tanıdık gelen , anımsaması kolay atması zor olan anıların başlangıcı.
Unutulduğunu sandığın duygularının tek bir göz dalmasıyla beynine saldırması asla kaçamayacağın bir durumdan ibaret.Unutulmuşlukların mezarlarının üstünde sevişirken lanetleneceğiniz düşünmek saçmalık.
Kayıp......
Hiçlik........ Hatırlamak zor !
Neredeydi ? Üstü tütsülenmiş anılarım.....
Dokunamamak.....
Unutmak bir erdem kırıntısı ise , tanrıyı hiçe saymak gökyüzü müdür ?
11 Eylül 2013 Çarşamba
Bazen kısa .........
'' Kaderin var olduğuna inanmak deli saçmasından başka bir şey değildir aslında. Bir umuda , bir varlığa herhangi bir şeye tutunma isteğimiz bizi her şeye inandırır hale soktuysa eğer bizim bütün olmamız imkansız. ''
Hikayeler altında toplanmış mutluluk senaryolarına hala parlayan gözlerle baka bilmemiz her an beni şaşırtıyor. Olamayacak olanı beklemek kadar saçma bir şey var ise o da bunu birilerine yüklemeye çalışmamız. Yıllar sarar bedenini yılan gibi , zehirler zaman damarlarını akrep gibi , patlarsın en sonunda hayata bir hiç gibi. Kollarımda taşıdığım , sırtıma aldığım , göğüslerimden süzdüğüm hepsinin ayrı hikayesi var ise mutlu sonla biten hikayeler nereden geldi gözlerime. Kulaklarımdan beynime doğru yol alan seslerin hangisi inandırıcı ki ayrımı yapabileyim. Gözlerimi kapat mayalı yıllar oldu , açıkken de gördükleri o kadar da masalsı değil açıkçası.
- Uzun yıllar önce yaşamış............
Başlangıcı duyduğun an mutlu sona erişeceğini bilirsin kahramanın. Kıskanır , imrenir , örnek almaya çalışırsın . Peki bu yöntem ne kadar işimize yarayabilir ki ? Hikayeler yazdım kendim için özel olsun istediğim sonunu daha kaleme alamadan parçaladılar defterlerimi. Bir kitap olsun istedim çevrildikçe mutlu etsin , sadece gözlere takılı kaldı ilerlemesi durdurulsun diye.Hiç bir hikaye gerçek ile bitemeyeceği için onlara hikaye dendiyse , Hiç bir zaman olmayacağını algılamayan beyinin varlığını kabul etmekte saçma değil midir.
9 Eylül 2013 Pazartesi
........
Ve Ben;
Üzgün sanırım..........
Sen kimsin ......
Mutlu olmak neydi ......
Çığlık atmak yasak mı ......
Hatırlamak lanet mi .......
Sanırım lanetime hamileyim.....
Ölüm sevişmek mi......
Ben kimim.......
Torak kokusu neredeydi.....
Ve Rüzgar , o da mı beni terk etmişti....
Rahmim de günah toğumu mu açılmalıydı....
Tek başıma.......
Ölüyorum......
Yalancılar....
Susmanın lanetimi beni içine alan .....
Ve ben hiç kimsesiz , çok kişili , yorgun , güleç , hızlı , basit olmayan ........
ACI......
9 Haziran 2013 Pazar
Bir kere kelimelerini açtığında tecavüz kaçınılmazdır...
' Bu çok kısa bir metin unutulmaması gerektiğini düşündüğüm için yazmaya karar verdim. Özellikle de kendim için bunu unutmamam gerektiğine inanıyorum çünkü her okuduğumda bana ibret almam gereken bir çizgiden geçtiğimi hatırlatacaktır. '
Tanrı yaradılışın esas kaynağı ise şanslılar arasına almıştır bazılarını. Bazen çıkar gök katmanına izler onları kaynaklarını hatırlatmak ister. Yaşları değildir önemli olan çünkü ruhu görmüştür nicelerin. Kimisinin doğrusunu almıştır yatağındayken , bedenin deyken , kimisi asla doğrusu olamamıştır dillere dökülmüştür anını. Bedeni kalmıştır kimi heybetlilere göre yarım içerlemiştir belki sesiz sesiz. Bilmez ki bu çocuğun ruhu o içerlediklerin den daha üstün.
Yalana sarılmasın dili , ruhu dik kalsın yücelsin anlatmasın anını başkalarına kalsın yanına merdiven. Çıkışı olmasın başkalarının ilhamı olsun . Yalınlığı bedduam değil nurum olsun kelimelerim ile ilk ve son kez yazacağım bu anı. Şimdi kaldırsın yüzünü katmana o çıksın göklere düşse de unutmasın düşmüşler de meleğin en başıydı.
10 Mayıs 2013 Cuma
Dökülür kelimeler dudaklardan topraklara....
Pamuk ipliğine bağlanmış umutların getiri götürüsü kısa süreli bir andan ibaret. Dolaylı yapılanlar amaca aykırı ise dürüst olanların mezarları çok üstlerde her daim geride kalanların savaş alanından kaçtığı gerçeği aşikar ortada. İlerleme iç güdüsüne asla kelepçe vuramayacağımız gibi birine olan ihtiyaçta bir o kadar gereklilik sağlar. Umutlara tecavüz edilmiş bir toplum içerisinde konuşarak anlaşmaya çalışmak lüks. İleride olanların sunduğu pudralı görüntüler yağmurla yok olup gidiyorsa yağmurdan korkanları mı çıkarmalı hayattan yoksa yağmurda dans edenlere mi inanmalı ? Sonuç ne olursa olsun aslında söylenmek istenen yaşanamıyor sa ne fayda ellerine taktığın demirlerin , ne fayda sunduğun nimetlerin .
Baktığın ama göremediğin alanların sayısı gün geçtikçe artıyor ise yolunda gitmeyen bir çok şeye gebe sindir. Görünmezlikler içerisinde kaybolan ruhların çığlıkları her daim şikayetlerle yüklendiğin bedenin ne olursa olsun birisinin seni sevme isteğin kendini ne kadar sevdiğinle bağlantılı olan gerçeklerin yüzsüzlüğü her zaman peşine takılan lanetin gibi. Bildiğin , anladığın , öğrendiğin her gerçek seni ileri adımlarla taşımayacaksa eğer fazlalıkları hayatından atmış olmaya üzülecek vaktin olmamalı çünkü sen çoktan geriye atılmış bir varlıksın dır. Bazı gerçekliğin acısımı bizleri olgun kılan yoksa oyuncuların fazlılığımı gerçek terimini bize unutturan.
Gözyaşlarının bile sahte olduğu bir kavrama inat hala ayakta duruyor isek bizim yanlış anlayışımız onların yanlış anlayışı ile bir değildir. Kendi bedenini başkasına nimet diye sunanların arasında bedenini sevenlerden olmak sonsuza kadar yer altında yaşayabileceğini kanıtlasa dahi bir gün yukarıdan birisi seni görecektir umudu aynı orantıda içini titretir. Konuşmalar var dır fısıltıları sürekli kulaklarını dolduran , bakışlar vardır şüpheyle sana atılan , kendi içinde doğruyu bilsen de söyleyeme diklerin vardır yorulduğun belli olmasın diye . Bunları bilmelerine rağmen seni alıp yükseltip bir daha yere çarpanlar vardır kendine benzettiğin ama asla benzemeyip sadece makyajı iyi kullanalar dır.
Ne kadar yazılar yazılsa da ne kadar doğru çarpıtılsa da sonuç her zaman aynıysa kişiler arasındaki çatışma iyiden iyiye kötü gitmeye başlamıştır. Bir kişi için değişip tek bir varlık için ayakta kalmaktansa her bir varlık ile iç içe bütün olarak kalmak tercih sebebimdir.
Çıplak bedenlerin gömüldüğü dünya katmanında atmosferde yüzmeyi tercih ediyor isem bu asla benim ruhumu bulamayacağımın da da işareti dir.
8 Mayıs 2013 Çarşamba
Sessizlik alır başını gider bırakır geride kurumuş sözler.....
Bazen ;
Yüz sürmelerimizi bir kenara bıraktığımızda asıl olan yüzümüzle karşılaşırken ne yaparız diye düşünüyorum. İlerlemek , gerilemek , uçmak , koşmak , sevmek , sevilmek tamamen bir ihanetin temelini oluştura bilecek bir saydamlık , tam aksine seni uçurabilecek bir de toz bulutu. Bu kadar sade ancak bu kadar karmaşık bir hayat katmanında nasıl olur da uçarak yüzmeyi isteye biliriz ki ? Ya uçarsın , ya da sadece yüzersin ikisi bir arada asla senin hayatına sunulmaz. İyi dileklere gömdüğümüz umutlarımız pozitif ol sana o şekilde dönecektir yalanını yanına almış bir hediye kutusu gibidir. Uzun soluklu koşmalar da bile yanına aldığın ilk su şişesini son ana kadar taşımaz sın . Her dönemeçte , her seni tıkadığında veya bitirdiğinde atar ve yerine başka bir tane alırsın . Su şişesi ne kadar buna dayana bilir ki ?
Zamansızlık ;
Gözlerini kapadığın an düşüncelerin berrak değilse senin için hazırlanmış bir kandırma oyununa giriş yapıyorsun demektir. Kaybedişlerinin üstüne çıkardığın yeni hayatın temelleri sağlam olmayan hayatın için çokta fazla bir lükstür. Zaman içerisinde kavramı senin için bir hiç başkaları için ise sadece bir denge kavramıdır. Eşitsizlik sadece senin içinde değil dışına da yansımıştır. Burnuna gelen kötü koku sadece yanmış cesetlerin toplanmasından yanadır. Kişiler her daim başkalarının zamanına aç yaşar , ve sen sadece onları doyuracak olan ruhunu ne kadar daha koruya bileceksin ki ? Zaman senin için kısıtlı ise şuana kadar senden alınanı geri almak için doğru anda olduğunu fark etmen lazım. Ya sen bitireceksin yada senden alınanı geri alacaksın . Yeni bir hayat için eski hayatını yok etmek erdemdir.
Vazgeçilmezlik ;
Koşturmaya başladığın an ne durmayı düşünürsün nede karşına çıka bilecekleri. İlk an her zaman senin için vazgeçilmez olmuştur. Asla bitmeyeceğini o coşkunun kalacağını düşünürsün . Açıkçası beynini yıkarsın aptallık oranında bir kişi olup çıkarsın. Vücudun alışmaya başladığı an ilk heyecan kendini normal bir kalp atışına bıraksa da sen ne kadar zorlarsan zorla değişen çeksen bir anda durmanı sağlayacak olan tıkanman olacaktır. Koştuğun an , rüzgarla seviştiğin an , yüzüne çarpan yağmur damlaları , güneşin yakması an bir durmada bunların hepsinin bir anda seni darma duman edebileceğini en başından düşenemediysen işte sen kişilerin seni ip takıp kullanmasına izin vermişsindir.
Veda ;
Yalanlara gebe kalmış kadınların tohumları , dilleri fahişe olmuş erkeklerin dölleri ne kadar harika bir geleceğin bizlerin önüne sürüldüğü aşikar ortada. Şikayetler dilekçesi asla TANRI katına ulaşılamayacaktır. Tanrı kendi tuzaklarına çoktan düşmüştür. Güneşin asaleti çok olsa da fazla sıcakta mikropların ürediği de bir gerçektir. Soğuklara kapılsın ruhum dondurucu buzullarda hapis olsun benliğim ne bir güneş ne bir döl bulsun rahmimi benim dualarım kendi beddua m sizlerin hayatları bir o kadar volkan kıvamında çok sıcak , çok mikroplu ama bir o kadar sahte boyalı.
Rol yeteneği fazla kişilerin hayatlarınıza kattığı sadece sizin de rol yeteneğinizin ortaya çıkması için açtığı kapıdır. Ya kapılıp onlardan olacaksınız yada kapılmayıp kara kutu kalacaksınız. Ya sizler gün doğumlara hakim olanlardan olacaksınız yada olduğunu sanan topluma karışıp sorunsuz yaşayacaksınız ( onların tabiri ile ) Saldım kendimi çıplak buzullara seviştim rüzgar ile son anına kadar tenimde olduğunu sanan sen asla bana dokunamadın dokunduğun sadece en üst katmanım dı.
Şimdi sizler , ben , onlar susmanın ve kendi çığlıklarını bastırmadan bir kere düşünmenin tam zamanı. Karşınıza çıkacak o iki yoldan diğerini seçseydim sorusuylamı ölcekesiniz yoksa her iki yolunda önceden size sunulduğu gerçeğini görüp kendiniz mi bir yol açacaksınız ?
1 Nisan 2013 Pazartesi
İnanmak sadece ölüm anına adım atmaktan ibaret.
'' Çıkmaz yola girmiş ama o yolun çıkmaz olduğunu en son kaybına kadar anlayamayanlara hitaben. ''
Başlangıç anı ne kadar zordur ne kadar karamsardır acaba ? Korka korka adım atar ilerler ve yanında olana o kadar fazla güvenirsin ki
- Evet TARIM.....
- Bu doğru kişi....
Dudaklarından bilinçsizce dökülür. İlerledikçe sonu aydınlık olur senin için yol , ne kadar uzak olduğu umurun da olmaz aslında. Doğru ya anı yaşamak en güzeliydi . Ayakların yerlere basmaz adeta ve sen uçmanın ne olduğunu öğrendiğini sanırsın. Sen doğru olduğunu öyle bir sanmışsın dır ki nefes bile almazsın onu kaybetmemek için. Ne kadar aptal olduğunu her zaman ki gibi unutmuş bir yaprak gibi süzülmek doğanın sana hediyesi sanarsın. Ancak unuttuğun , inmen gerektiğinde aynı yumuşaklık olmayacağıydı. Gözlerin açıldığında öyle bir çarpılırsın ki unuttuğun bir anda beynine zıpkın gibi girer sen ağaçta sağlamsın yerde değil. Şimdi ne yapmalısın veya nerede durmalısın bilemezsin.
Nefret duygun , kin duygun , yaşadıklarının getirisi sırt çantan da dursa bile ağırlığını hatırlamaya başladığın an ahhh o ana maruz kalacak olman beynini kemiren o küçük kuşku sen veya ben nasıl bu kadar kör , sağır ve dilsiz olabildik. Nasıl bir cinayete gebe kaldık biz. Nasıl katil olabildik nasıl yaşamak isterken hayatın tecavüzüne isteyerek yattık ?
Kendini vursan da onu vursan da ne olacak neyi kazana bileceksin ki kendine ihanet ettikten sonra sen neyi yaşaya bileceğini sanıyorsun.
Sen .......... dur veya teşekkür edip kendini yok sayıp yok olsun mu diyecektin ?
Çıplak kalmış ağacın ihaneti döktüğü yapraklar ise o ağacı isteyerek bırakan yaprağın ağaç olmasını mı bekliyordun. Uyusan da , silsen de her şeyi sen yinede o duvara çarpmaktan kendini alamayacaksın. Tanrının seni yok saydığını bir kere daha anlayacaksın. Vuracaksın kendini her şeyi vuracak , her şeyi yakacaksın kendini öldürecek ve utanmadan yine beklemeye devam edeceksin ihanetine rağmen.
- Bir gün doğruyu bulacağımı biliyordum ama doğrusu o değilmiş
- Evet biliyorum fark etmiş ama göz yummuştum.
- Sevmek , aşık olmak cehennemin en iyi ateşi olduğunu unuttuğum için beni dışlama.
- Ben beklemeyi seçtim umutla , huzurla içimde için için yanan o kuşku doğruydu da işte kendimi vurdum ben .
Bildiğin , çok duyduğun ve kabullendiğin gerçeklerin bunlar. Sen kendini anlattığını sanar ama konuşamaz , koşamaz , zaman akar gider sen onu tutmak istesen bile sen artık hiç bir şey yapamazsın ve düşersin düşersin uçsuz bucaksız o kuyuya girersin.
Sizler düşmenin hoş olduğunu düşünenler uzanamadığınız bir dalınız yoksa , kendinize hakim olamadıysanız evet siz birer aptal ve kendine ihanet edenlersiniz.
Başlangıç anı ne kadar zordur ne kadar karamsardır acaba ? Korka korka adım atar ilerler ve yanında olana o kadar fazla güvenirsin ki
- Evet TARIM.....
- Bu doğru kişi....
Dudaklarından bilinçsizce dökülür. İlerledikçe sonu aydınlık olur senin için yol , ne kadar uzak olduğu umurun da olmaz aslında. Doğru ya anı yaşamak en güzeliydi . Ayakların yerlere basmaz adeta ve sen uçmanın ne olduğunu öğrendiğini sanırsın. Sen doğru olduğunu öyle bir sanmışsın dır ki nefes bile almazsın onu kaybetmemek için. Ne kadar aptal olduğunu her zaman ki gibi unutmuş bir yaprak gibi süzülmek doğanın sana hediyesi sanarsın. Ancak unuttuğun , inmen gerektiğinde aynı yumuşaklık olmayacağıydı. Gözlerin açıldığında öyle bir çarpılırsın ki unuttuğun bir anda beynine zıpkın gibi girer sen ağaçta sağlamsın yerde değil. Şimdi ne yapmalısın veya nerede durmalısın bilemezsin.
Nefret duygun , kin duygun , yaşadıklarının getirisi sırt çantan da dursa bile ağırlığını hatırlamaya başladığın an ahhh o ana maruz kalacak olman beynini kemiren o küçük kuşku sen veya ben nasıl bu kadar kör , sağır ve dilsiz olabildik. Nasıl bir cinayete gebe kaldık biz. Nasıl katil olabildik nasıl yaşamak isterken hayatın tecavüzüne isteyerek yattık ?
Kendini vursan da onu vursan da ne olacak neyi kazana bileceksin ki kendine ihanet ettikten sonra sen neyi yaşaya bileceğini sanıyorsun.
Sen .......... dur veya teşekkür edip kendini yok sayıp yok olsun mu diyecektin ?
Çıplak kalmış ağacın ihaneti döktüğü yapraklar ise o ağacı isteyerek bırakan yaprağın ağaç olmasını mı bekliyordun. Uyusan da , silsen de her şeyi sen yinede o duvara çarpmaktan kendini alamayacaksın. Tanrının seni yok saydığını bir kere daha anlayacaksın. Vuracaksın kendini her şeyi vuracak , her şeyi yakacaksın kendini öldürecek ve utanmadan yine beklemeye devam edeceksin ihanetine rağmen.
- Bir gün doğruyu bulacağımı biliyordum ama doğrusu o değilmiş
- Evet biliyorum fark etmiş ama göz yummuştum.
- Sevmek , aşık olmak cehennemin en iyi ateşi olduğunu unuttuğum için beni dışlama.
- Ben beklemeyi seçtim umutla , huzurla içimde için için yanan o kuşku doğruydu da işte kendimi vurdum ben .
Bildiğin , çok duyduğun ve kabullendiğin gerçeklerin bunlar. Sen kendini anlattığını sanar ama konuşamaz , koşamaz , zaman akar gider sen onu tutmak istesen bile sen artık hiç bir şey yapamazsın ve düşersin düşersin uçsuz bucaksız o kuyuya girersin.
Sizler düşmenin hoş olduğunu düşünenler uzanamadığınız bir dalınız yoksa , kendinize hakim olamadıysanız evet siz birer aptal ve kendine ihanet edenlersiniz.
7 Şubat 2013 Perşembe
Kişilere kısa bir açıklama.....
Geç kalmış olduğumuz bir hayatın peşinden koşturarak kaybettiğiniz zamanı yeni bir hayatı oluşturmak için harcamış olsaydınız eminim ki şuan ki halinizden çok farklı olabilirdiniz. Bunların farkında olsanız dahi sadece diğerlerinden farklı olduğunuzu savunmak için dilleriniz de her an hazır tutuğunuz bir söz olarak kalıp uygulamada en alt savada kaybolup giden sizler şuanda yaptıklarınız ile ilerleyeceğinizi mi düşünmüştünüz ?
Kişiler başkalarına bağlandıklarını söyler ona göre yaşamak isterler ancak onlardan daha zeki biri gelip onu ellerinden aldığında da beş para etmez zevkleri su yüzüne çıkar. İlla arkadan şemsiyemi girmeli bunlara açılsınlar diye acaba ? Kişileri her an incelemeye çekilmiş biri olarak şunu söylemeliyim ki Kadın başka bir kadının altında eziliyor ise kendini yükseltmek için kendinden küçük kızlarla takılmaya başlarlar . Gayet mide bulandırıcı olan bu yaşam seçimi ilerlemek yerine geride tutar.
Hayat bir objektif bizlerde birer model isek düzeltme yapılmadan harika çıkanlar bir yanda düzeltmeye maruz kalanlar bir yana alınması lazım. Ayrımcılık değil bu sadece gerçek olanı görmeyi sağlamaktır. Bir anda başladığın bir anda bitebilir dahada uzun olabilir yani bu ayrım aslada bitmeye bilir bir anda da bitebilir.
Sizler kelimelerin anlamını başkalarından öğrenip onları kopyalayarak yaşayanlar ne kadar ileride olduğunuzu düşünseniz bile sadece gözleri aşağılara çeken varlıklar olup gideceksiniz Beden olarak yer aldığın alanın seni yüksekte göstermesi sadece sex açlığının yüksek olduğu bir toplumun içinde olmandan kaynaklıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)