26 Ocak 2014 Pazar

Sevmiyorum seni , aslında aşık ta değilim kabul etmeliyim ki sen benim bu anlatımla hayat eşim olur musun ki ?



        Savaşlarım olmuştu benim sayısını hatırlamadığım her seferinde yarım kaldı veya savaş alanından kaçanlar oldu karşımda. Savaşım dı benim söyleyemediklerimi yaşamaya çalıştığım. Huzur mu arama çabalarım dı. Her seferinde güzel başlayan hikayelerim olduysa da sonu aynı şekilde hazırlanmıştı aslında. Biliyordum bunu , biliyorum ki bu savaşın yine terk edilen savaşçısı ben olacaktım. Göğüs gere gere geldiğim topraklar benim için kuraklığa dönüşürken akıttım kanımı, akıttığım göz yaşlarımı ve ben yeşillendirdim kendi kanımla topraklarımı. En sonunda son savaş alınına gidişim korku dolu, istemsizce değil tam aksine tam bir karar bakışlarım vardı gözlerimde. Parlaklığına henüz ulaşamamadan açtım ve baktım derinlere baktım. Kimdi karşımda ki kimdi ruhumu verecek olduğum . Kim olursa olsun açacağım demedim, kim olursa olsun bu sefer savaşacağım dedim. Yeminlerimi aldım sırtıma taşıdım taşıdım ve sonunda karşıma o çıktı.

        Ahhh TANRI sen oyunlarını her zaman tam vaktinde devreye sokardın ama bu sefer bir ayar bozuldu ve o benim gözlerime zamansız çıktı. Gözlerim parlaklığında takılı kaldı. Bedenim değil ruhum kilitlerinden tek tek kurtulmaya başladı. Ben buna hazır değildim halbuki ben bunu bilmeden ruhum bu sefer ayaklandı . Ruhum açlığını doyuracak olanı seçti. Kelimelerim az kaldı anlatamadım ona aslında onu yıllardan beri tanıdığımı. Anlatamadım onu her seferinde izleyen gözlerimin olduğunu. Utandım yavaş yavaş hareket etmeye başladım hem beyin hem kalp hem ruh aynı ruha sahip olmak istemiydi ki ? Bunu her zaman sorsam da tek cevabım var dı KESİNLİKLE İMKANSIZ. Ahhhh büyük konuşma derdim bir zamanlar ama iyi kide konuşmuşum diyorum şimdi.

      Bir adam vardı hayallerimi süsleyen bedene girmeden ruhuyla dolaşan içimi tatlı tatlı yıllardan beri kemiren. Her seferinde karşımdakileri o sanarak kaybettiğim her dakikam şuanda benim için bir kayıp. Yine de iyiki de o kayıplarım olmuş ya olmasaydı o adam gelirmiy di ruhuma ?

   Sevmiyorum be adam seni , sevmek o kadar az kalıyor ki kelimelerim de, sözlerimde. Aslında bakarsan hiç mi hiç aşıkta değilim sana aşk neydi ki olduğumuz alanı sınırlayan bir lanet gibi artık benim için. Ne bir sevgi ne bir aşk o adamın benim için hazırladıklarına terim.

   Sevmiyorum be adam seni . Gözlerimden süzülen tatlı suların dudağımda bıraktığı o tadı yakalamak için ne kadar çok bekledim seni. Ahhh ne kadar tatlıydı dudakların. Aşık değilim be adam sana göğüs kafesimi delip geçercesine atan kalbimin sesi Aşk onun için çok az kalır artık.

   Sen benim anlattığım aşktan bile ışık yılı ötedeyken ben nasıl sana seni seviyorum ben nasıl sana aşığım diye bilirim ki . Az kalıyor bu terimler anlatmama kelimelerim bu sefer gerçekten az kalıyor duygularımı dökmeye.

   Sen rüzgarım ol ben senin alıp götüreceğin bir yaprak. Sen benim toprağım ol ben seni sulayıp yeşertecek yağmurların. Sen benim doğumum ol  ben senin yaratılış kitabına dönüş eyim. Sen benim eşim, hayat arkadaşım ol ben de senin yanında yanıp tutuşan alevin.

   Sen benim ol bende senin olayım. Aslında biz olalım aynı bedende yaşayan ruhlarımız olsun. En sonunda geleceğim ol ki ben artık yarın ne olacak demeyim.

  Böle seviyorum seni be adam , bölesine de aşığım işte ama bu bile tatmin etmiyor beni bu anlatım bu kelimeler yetmiyor anlatmama sen anla benim gözlerimdeki sana olan açlığı..


Korkularınla karşılaşman gerekir ise...




                 

                 Korkunun her anlamda içimizi titrettiği doğru olsa da . Asla gerçekleşmez dediklerimizle yüz yüze kalacağımızı hissettiğimiz an işte o an korkunun en şiddetli doğumuna hazırlanmaya başlamışızdır bile. Sayfalarca anlatılsa bile günlerce sözlere dökülse bile asla anlamını tam ifade edemeyeceğin korkuların vardır. Bedene hapis edilmişlerin gezegeninde ruhunu aramaya başlamış olman bile korkunun sana getirisinden.


                 Açma kalma korkusu, yaşama korkusu, savaşma korkusu bir çok korkunun var olduğu bu gezegende korkusuzca, umutla, dört kolla sarılabileceğimiz bir ağacımız var mıdır ki bizlerin.Yalnız başımıza yaşamadığımız gerçeği her gün yüzümüze çarpsa da, gözlerimizin yalnızlıkla dolu olması korkunun bize sunduğu lanet gibidir.


                  Yollara düştüğüm an korkularımla savaşmam gerektiğini kendimi hazırlamış olsam bile uygulamada sınıfta kaldığım gerçeği de aşikar ortada. Korku umutsuzluk ise , gülümsemeye devam etmeye çalışmak umuttur. Gün gelecek korkularımızın olmadığı bir hayatımız elbette olacak. Elbette bu hayatı yaşayanları göreceğiz daha fazla. Daha fazla özgür olacağız. Göz yaşlarımız artık kurutmayacak bizi.


     Ve elbet bir gün ...........


                              Umuda kapılıp yolunu kaybedenlerden biriyseniz yinede gülümsemeye devam edin ya siz de bütün parçalarınızı asla bulamayacağınız birde bıraksaydınız ?


  Ve elbet bir gün yine......
                   

25 Ocak 2014 Cumartesi

Peki ya kelimelerim bittiyse ve SEVGİ anlatılamıyor ise ....



              Sevmek , sevilmeyi istemek hiç bir zaman azalmayan duygumuz. Bedenimiz bu dünyaya veda edene kadar bu arzu, bu istek asla bitmez. Bazen kalbine bir yara kalır geleceğini  karanlıklara hapis etmiştir. Bazen o kadar mutlu eder ki asla bitmesini istemeyiz. Sabahların anlamı, gecelerin arzusu sarmıştır bedenimizi, ruhumuz ise asla kelimelere sığmayacak kadar uçmaktadır. Seviyoruz sonuçta, sevildiğimizi görüyoruz hissediyoruz. Ahhh keşke onun bedeninin de ruhunda hapis kalsaydım. Dediğin anların şuanda sana bıraktığı tat kadardı her sevgi isteğin, her sevginin verdiği anlar. Tatlımıy dı ki bıraktığı _

             Sevmek ahh sevmek sen nasıl bir lanetsin, sen nasıl bir çiçeksin asla açmayan ama açtığını gözlere sermek için illüzyonda usta sanatçı.Rüzgar gibiydi sevgi delip geçerdi bedenini kulaklarında uğultu bırakırdı, o kadar çok severdin ki kelimeler, sözler neydi nedir anlatımı. Kimse durduramadı kalbimi, kalbimizi bir anda öle bir şeye girdik ki gözlerimiz görmez, dudaklarımız açılmaz oldu. Tanrı sanki cehennemi koydu sevgiye ve bizler sahte cennete kapıldık gözlerimizin örtüleri indiği an

        -Gördün mü yananları.
        - Bunlar neden böyle.
        -Ben neredeyim. Bir sevgim vardı benim. Sevgilim vardı gözlerimde aşkı yaşatan o.........


    Ahhhh göz yaşları bedenini delip geçen rüzgarlardan yaşarmayan o gözlerin neden şimdi ..... Gözlerimden su akıyor ama bu su tatlı değil....... Kalbim kanıyor ...... Vücudum bunu nasıl kaldıracak...

    Lanetim, benim asla kırılamayacak kilitlerim yinemi .........


                                                        Devamını asla getiremeyeceğim kelimelere gebe kaldım.....

Kanatlarım yok benim uçayım. Ayaklarım yok benim adım atayım. Ellerim yok benim tutayım. Kalbim ? O neydi ?

İçim acıyor neden bilmiyorum, gözlerim doluyor engelde olamıyorum. Ben ben sanırım..... Devamından korktuğum kelimelere asılı kaldım..

18 Ocak 2014 Cumartesi

İlk ve son



                 Umutsuzca açılmış ellerim var benim. Üzerleri çatlamış, kurumuş param parça. Parçalanmış bir bedenim var benim. Her bir parçası kök salsın diye umut ettiğim. Kaybet tiklerim var benim. Bedeni toprak altın da ruhunun çok önceleri kaybettiğim. Bedene olan açlıkla bana yapışan kenelerim var benim. Yavaş yavaş beni bitirip yok olmamı sağlayan. Ben artık hiç bir şey hissedemeyen bir iskeletim, dokuları olan, kan akışı olan bir yapı ama ruhsuz robotlaşmış bir mekanizma gibi.


                  Korkularım vardı benim her biriyle yüzleştiğim ve sonunda onları bitirdiğim. Zamanım vardı benim değerini bilmeden elimden akıp giden ve en sonunda korkularımı yendiğimi düşünürken en büyük olanıyla göz göz gelene kadar. Korkuyordum bedenime yapılanlar dan, korkuyordum ruhuma dokunmaya çalışanlardan ve en sonu korkum beni tükettiğinde benden gittiğinde bir hiç, bir piç, bir fahişe gibi kaldığımı hatırlarım. Korkularım vardı benim bedenimden, ruhumdan, her yerimden kazıyıp attığım bu sefer kanlarla etrafımı buladığım korkularım vardı yitip giden zamanımda kayboldu.

                  Mutluluğum vardı benim. O kadar çok açtım ki buna her ufak kırıntıya muhtaç kuş gibiydim. Her bir şeyden mutluluk çıkarmaya çalışıyordum. Korkularımı yenmiş yenilenmiştim artık mutlu olmalıydım. Düşüncesi kolay yaşaması zor olanlara kapılmak en büyük aptallığım dır. Bedenimi mutluluk bulmak için kaybettim. Ruhumu zırhlara koydum . Artık kendi ruhuma ben bile ulaşamıyorum.

                  Yalanlarım var benim. Mutlu olmak için uğraş verirken kullandığım. Sakladıklarım var benim hiç bir zaman kimseye açamayacağım içimde kaldıkça da bana acı verecek olan. Adımlarım var benim büyük olduğu görünen aslında zorlanarak devam ettirdiğim.

                    Sevgililerim oldu her biri farklıydı, her birine farklı davrandım. Mutlu olmak için uğraş verdim. Bazen yarı yolda bırakıldım, bazen bedenimi kullandılar, bazen ben yarı yolda bıraktım. Ancak hepsinin tek bir özelliği vardı her biri ayrı ayrı ağlattı beni.Ruhumu açmaya çalıştıkça hem kendi içimde savaş verdim onu sakladığım yerden çıkarmak için, hemde savaş verdim beni sevdiğini söyleyen birini kaybetmemek için.

                   Ben güçlü bir kızdım. Çocukluğum da istediğimi alana kadar savaş veren. Ben güçlü bir genç kızdım sevgiden önce arkadaşlık için savaş veren ve yarı yolda bırakılan. Ben güçlü bir genç bayan oldum bir kere seni seviyorum dedim ve yalanlarla boğuştum. Ben güçlü bir kadın oldum bir adamı yıllarca seven, sadece onu bekleyen, sonunda kenara itilen. Ben şimdi de güçlü bir kadınım sonunu düşünmeden bu sefer her birinden, her şeyden, her isteğimden farklı adım atan.

                Gözlerim seni görmeden sevdiyse şuanda sen ne yapıyorsun ?

11 Ocak 2014 Cumartesi

Tanrı eleştiriye açık olasaydı....



                 


                      Tanrı var olduğunu kanıtlama aşamasına geçti ise kaos ortamında nefes almaya çalışanların çabası Tanrısallığın kanıtı olmalı. Kendi içerisin de çıktığı yolda henüz bir seçim yapmamış olanalrın çıkluğu seçim kararında ne kadar geri olduğumuzun da esas kanıtıdır. 

                     Tanrı sözlere yazılara gebe bırakılmasaydı eğer çocukları hala yaşıyor olurmuydu. Kimsesiz kalmışların gözleri artık gökyüzüne bakamayacak kadar karanlıktaysa umut lüks bir ihtiyaç olmuştur. İhtiyaçlar giderildikçe azalıyor ise hiç azalmayan o ihtiyacın tüketimineden çoktur ? Söz gelimi sen ona aç isen , o da başkasına aç yaşıyor ise bu denklemin doyan kişisi kimdir ? Her başın sıkıştığında ellerini açıcak isen inanıştamı ihtiyaçla ortaya çıkan bir kavramdır. Tartışmaya açık olan konuların sonuncunun olmaması bizlere açılan bir yoldur aslında.

                      Duyduklarına daha çok itibar edicek isen , gördüklerin için göz yaşı dökmek lanettir. Gördüğün halde kabul edemediklerinin çok olması senin bakış açında sorun olduğunun temelidir. Her an şikayet edicek kadar genişleğe sahip iseniz hayatınızda yaşamaya çalıştığınız alanda bir okadar dardır. Hayatı yakalamak için harcadığınız çabayı hayatı yaşamak için kullansaydınız eğer Hayat evet hayat daha güzel çiçeklenirdi.

                       Ve Tanrı açtı bacakalrını, bacakları arasından süzülenlere İnsan adını verdi.
                         Ve Tanrı savurdu ellerini evrende sıkışıp kalalım diye bir küreye.
                            Ve Tanrı gözlerimizi kapadı gördüğümüzü sanarken hiç bir şeyi yargılamayalım diye.
                               Ve Tanrı sözlerde asılı kaldıysa ve biz de hayatı yakalamak için bir tavşanın arkasın dan koşan yarış atları gibi isek hangisi daha inandırıcı olmalı kulankarınız da.