28 Aralık 2012 Cuma

Kişiler var ama gerçek olanları nerede ?



     Zorlanıyor bazen insan ileri gitme konusunda. Olduğu yer bazen o kadar harika görünüyor ki tamamen kapatıyor kendini her şeye ve sonsuza kadar burada öylece kalabilirim diye düşünüyor. Ancak düşünceler gerçek olabilseydi harika olurdu diye iç geçirmeleri aklıma geliyor izledikçe , baktıkça gözler aşağılara iniyor. Aslında çok hızlı bir an olsa da bir yıllık bir kapanış gibi içten kopan bir parçanın dağılma süreci. Ellerini uzatmak istediğin an kaldığın yerde yalnız kaldığını anlarsın ve düşünürsün , Mutluydum ne oldu da şimdi yalnızım ?  Bu soru asla cevap bulamayanlar arasında her an canlı bir şekilde tetikte bekler . Ne bir cevabı nede bir karşılığı vardır. 

- Evet mutluluk var peki hangi cehennem katmanın da ?

Lanetler normal konuşma haline dönüşmüş ise iyi dilek katmanı nereye sıkıştı sorusu hemen akabinde beyninde yanan ampul gibi aydınlanır. Peki bu sorular hangi kısımda yer alır buda bir bilinmezlik.. Kişiler sözlerin ağırlığını bilselerdi konuşmanın sanat olduğunu anlayabilirler miydi. Donuk kalmış bir hücrenin aktifleşmesini bile duygulara bağlayan bir toplum mantığın hangi devrede kullanacağını asla bilemez. 

-Çok güvenmiş her hücre mi açmıştım ama hataya kapılmışım bilememişim ben mutluluğun onda olmadığını.

Yalanlarla kapatmaya çalıştığımız hatalarımızı asla bir daha o kuyuya düşmeyeceğim diye kapattığımız ağızların toplamı bedenini çürüyene kadar kendini bile aşıp geçerken doğru tabiri nedir ? Sorusu tokadın yerini alır kişilerin karşısın da.

Donuklaşması nı  izledim kişilerin birer birer kendi elleriyle yok oluşlarını ve en sonu tekrar ayağa kalkmak için can çekişirken sırt döndüğünü söylediklerini tozlar arasında seçip onları merdiven yapma çabalarını da izledim. Kişiler İNSAN olduklarını düştüklerinde merdiven bulamayınca hatırlarlar.

Şimdi ne suçlamanın neden bir suçlu aramanın vakti. Sizler her daim başkalarını aradınız ya peki kendinizi ne zaman aramaya başlayacaksınız. Ölüleri boş verip yeni bedenlere gebe kalmak ne ihanet neden bir acımadır yaşamanın getirileri dir. Şimdi Mutluluk nedir diyen sen mutluluk oradaydı diyen beynin parçalanmış ruhun yenilenme aşamasına gelmek için daha ne kadar edebilirsin kendini ?

Donuk olmanın ne bir anlamı nede bir çok soruyu aynı anda sormanın mantığı vardır. Aşk bir kuştur uçmak için yaratılmış sen bir etsin dir çürümek için dünyaya hapis edilmiş mutluluk bir ihtiyaçtır tüketip yenisini oluşturmak için.

15 Kasım 2012 Perşembe

Sirkimizin kapıları her zaman sizin gibi kişilere açık...


    ..........Doğru anı yakaladığını sanıp bir yalana sarılı kalmış bir çok kişiye hitaben.......


Her zaman olduğu gibi bizler doğru olanı ya bekleriz , ya ararız , yada hiç bir zaman bulamayıp yok olur gideriz. Arayışlarımız vardır ancak hepsi ayna kaplı dolaplar içindedir. kendini gördüğünü zannetmen için sanki hazırlanmış bir sirk kandırmacısı gibi. Heycanla her an her baktığın yerde kendini görür ve doğru kavramın tamamen hayale karışır.Ne zamanki o kadar dönmeye heycana dayanamayan oda yıkılınca bir anda çıplak şekilde kala kalırsın.....

-Ama o ordaydı . Ben gibiydi bende o gibiydim O !!!!! ordaydı.....
  Süzülen yaşların hem yabancı korkuturcasına , hemde tanıdık hazırlık yaparcasına.

Soruların her an kendini kaybedişin gibi ;

-Biliyormusun onun orda olduğuna yemin edebilirim. Ancak biraz daha net bakınca aslında ordamıydı bilmiyorum. Garip sen peki ne düşünüyorsun....?

Konuştuğunun aslında kendi yansıması olduğunu anlaması pekte uzun sürmez kişilerin.Nede olsa bizler kendimizle konuşmaya aç yaşıyoruz.Ruhunu saran bir zamandan sonra seni terk edicek olan sesizlik kulaklarında çınlarken şimdi ayrım zamanı ruhunu saran mı ? Tenine kalan mı ?

-Kimdiniz ?
-Nasıl yardımcı olabilirim ?
-Tabiki de gelip kalbimi parçalayıp bedenimle eğlenip gidebilirsiniz.
-Ben sadece doğruyu arıyordum...

Tanıdık sözler , tanıdık simalar ve en sonu tanıdık gelen ölüm...Bu deyimler her an dilinin ucunda ama asla onların kulaklarını doldurcak olan olamayacak cesetler içinde.Ne anlatmak istiyorduk , biz olabilmek için ilk önce ben mi olmalıydım , peki biz hem basit hem nasıl bu kadar derin olabilirki.
Orantısızlığından midem bulanmaya başladı.Kussam gökkuşağı içimden çıkar mı ?

Sesizlik ;

Yüzünü yerden alamadığın anların başlangıcı. Zor dönemin getirisi.Hataların yumrukları , tokatları mutluluk sığı , üzüntü ise onun tam aksine okadar derindir ki bıraktıkları bir sayının sıfırıncı kuvveti gibidir kocaman bir HİÇ! . (Kışın gelen yalnızlık daha sıcak oluyor deyip kendini tessili eden bir çok kişi var battaniye bu yüzden icat edildi gibime gelir bazen.)

Yalnızlığı örtme zamanı yalan , sesler , söylemler ve iç sessin ( Kimseye söyleyemediklerin gerçek duygun)

-Ben aslında sadece inandım size sırt dönmedim..( Kimi kandırıyorum ki tabiki de sevgi adı altında olan herşeyi kullanmak için sırtımı döndüm size şimdi yalnızım gelin gelin gelin!! )
-Sizler benim tek dostumsunuz. O benim aklımı çok kurcaladı beni sizlerden uzakalştırdı.
-Ben sadece MUTLU OLMAK istemiştim.

Her zaman kullandığımız ve her zaman duyduklarımız (asla duyamadığımız ancak içimizden geçenlere hitaben parantezler iç sesimiz olsun dedim ve ikili düşünceye hoşgeldin). Ne kadar çok başkalarını tanırsak o kadar çok kendimizden uzaklaşırız.Bizler her zaman ilk önce onları istedik , sonra onların içine girdik ve en önemli olanı kendini ta kapının dışında asla görülemiycek olan yerde bırakıp kör olduk.

-Beni dinle sen harika bir insansın , eminim ki    .....  
-Anlarsın işte zordur konuşmak aslında söylemek istediğim (Söyle şunu artıkta kurtul)
-Seni mutlu edicek 'Kadın - 'Erkek gerçekten karşına çıkıcak
-Bu yüzden HOŞ ÇAKAL.
(Ben seni tanıdığımı sanıp kapılmışım ama ben kendimi bile tanımazken seni tanımaya çalışmışım. Aslında sen suçlu değilsin kimse suçlu değil biz sadece büyümeyi unuttuk o kadar level atlamak gibi geldi gözümüze sanki oyundayız)

Sesizlik..................

Yeniden aynı hatalara gebe kalmaya hazır olduğun her halinden belli.

Asla doğruyu bulamayanlar değil , asla dürüst olamayanların içinde kaybolup yalanla sevişmeye hazır isen seni her daim bekleyecek olan bir boş aynalı odam olucak..

SİRKİMİZDEN MEMNUN KALDINIZ MI ...?

27 Ekim 2012 Cumartesi

Ya peki kurtaramaz isen...

Ruhu saran tenin gerçekten senin gerçekliğin kadar sağlam mı ? Ne kadar yaşarsan yaşa parlaklığını sağlayamıyorsan sadece örülü bir örtüden başka bir işe yaramayan yapay parlaklığındır. İşte bu kadar bir alana sığan ruhun gözneklerini delip geçemiyorsa ne kadar yürürsen yürü veya koşarsan koş yine aynı yerde kaldığını görmek acıdan daha çok sarsıcaktır seni. Bazen dudakalrın açılıcak kelimeler olucak sevişmelerin , bazen ise susucak tenini açıçaksın işte o senin göz boyaman olucak.

Gözlerin ile görmek harikalara şahit olduğunun kanıtı değil sadece sistemin getirisi olur. Gerçekten görmek , hissetmek anlatılanlar kadar olmamalıydı belkide. Belkide tozların gözlerimizi kirletmesi lazım dı , tenlerin kirliliğinden daha çok. Aç kalmalıydk bizler gerçekten görmenin vericeği mutluluk , haz duygularına. Görmek kadar harika gördüklerin kadar mutluluk ala bilseydik şimdi yerlere eğilmiş yüzlerin bolluğu rahatsızlığımız olmazdı gibi.

Belkide gerçekten görebiliyorduk , gerçekten zevk alabiliyorduk ! İşte bunları yapanlar vardı ama yanlış yaratılmış olanların eksikliğinin sardığı bu ekvatorda gerçekten görenleri aşağa çekme ısrarı görmek istemenin ısrarından daha fazlaysa ne ben anlata bilirim o pisliği nede sizler kabul edebilirsiniz pisliğinizi.

Bazen ruhunu serbest bırakmak istersin, gözlerden uzak olsun istersin,uyumak istersin, rüyalar görmek istersin parlamak istersindesadece istemekle kalır o alanı her daim boş bırakırsın. Sistem kölesimi olduk yoksa zaten kölemiydik bu tamamen tartışmaya açık iken. Her kişi kendi dilinde özgür toplum için kilit altında olan ucube olmuşsa ne bir parlaklık nede başka bir öz veri araya biliriz.

Yerlere sürülmüş vücudun , tozlara bulanmış kanlar içinde kalmış ellerin şimdi hangi parlaklığını savuna bileceksin ki. Elbette her birimiz bir kere de olsa düşmüşlerle sevişiyor isek yükselişimiz onların elinemi verilmeli yoksa tozları yarıp bizlermi yukarıya tırmanmalıyız. Ruhunu mu satmalı bedeni ni parlatmak için , bedenini mi yok saymalı ruhunu özgür bırakmak için. İşte şimdi sen hangi parçan ile koltuk altını şişirdin veya organlarını yok saydın ?

Ruhunu asla koyamamışların hükmünü sürdüğü bir alanda ne kadar ruhunu koruya bileceksin....

22 Ekim 2012 Pazartesi

Zamanın değilde özgürlüğün hüküm sürmesi adına hatırlatma...

Zaman hiç kimse için durmaz. Kendi için bile durmayan bir olgu da nasıl olurda medet umarız bilemiyorum. Her an için bir zaman kavramına hapis kalan bizler,özgürlüğümüzü bile onun bize suna bileciği alan içerisinde yaşıyoruz. Cehennem olsun veya olmasın , yaşam olsun veya olmasın zaman oldukça bunlar bizim için yaşadığımızı sanmamızı sağlayan bir cam küre olup kalıcak.

Zamanı yıkıp geçmeği isteyenlerden olmak lazım aslında. Zamanı kürenin içine koyup öle yaşamının bize vericeği olgunluk ve haz insanların asla kaldıramayacağı bir zevk olucaktır. Tanrı bizler için şeytanı öne sürerken asıl yanmamızı sağlayanı özgür bırakmışsa bizler ona inat aydınlanmalıyız belkide.Kişiler her daim bir zamana ihtiyaç duyar aslında. Zorunlu ihtiyaçlarımızın başında artık zamanda yer alıyor çok açık ve net.

Sahip olmak istersin zamana ihtiyacı vardır. Sevmek istersin zamana ihtiyacı vardır.Ağlamak istersin zamanı vardır. Kişilerin arasındaki her duygunun artık bir zamanı olmuştur. Toplumsallaşma bizi tamamen kilit altına alırken ruhunun bağırışını kulak arkası , bedenini zamanın tutsağı ve duygularını sadece dil ucunda sıkışıp kalmışsa zaman ne için iyidir ki ?

Bazen bağırmak , ağlamak ,koşmak, belkide benim gibi çıplak kalmak istersin, istersin de işte o zamanı yakalayamamak çok kötü. Zaman acımıza merhem olmak için var ise mutluluğumuzun anını bizden uzaklaştırma hızı neden okadar kolay ? Zamana köle olmuşlar içerisinde zamana kafa tutmak isteyenlerin sayısı sadece cesaretsizliğin fazla olmasından azdır.

Her acının gidişatını sağlayan zaman kısım kısım iyi olsada her daim iyimi diye düşünüp kafa kurcalamaktansa aslında onu kendi etrafımızda döndürmek daha kolay olurdu diye düşünüyorum.

Sevginin zamana ihtiyacı yoktur , sahip olmanın zamana ihtiyacı yoktur aslında yaşamanında zamana ihtiyacı yoktur. İhtiyacı olan zamanın bizim gibi süregelenlerden oluşmasıdır.Belkide kişiler çok alıştı her daim bambaşka olgulara yüklenmeye kaçmaya yok saymaya belki de bu yüzden artık zaman bir varlık gibi algılanır olmuş gözlerimizde.

Yılların götürüsü zamanın hızı ve asla avuçlarını dolduramadığın mutluluğun veya göz yaşın.Şimdi akıp gitse bile gülümseyemediğin zaman seni herkezden çok yoruyor ise bu kimin içi iyi veya kötü tartışmaya açık. Bazen başını yere eğer gözlerini kapatır ve o an kısacık o an bütün hayatın gözlerinin önünden akıp geçer. Ölm anı dedikleri o anda sarar seni ölmüyorsundur ama senin için zaman ölümü getirmesi için dua ettiğin araçtır. Gözlerini açmaya korkaksın , aslında o anda istediğin ölümden korkarsın sen o anda dilendiğin zamandan bile korkarsın .

Artık zamanı yok sayıp yeniden başlama anın olduğunu zor anlayan kişilerden olmanın verdiği tutkuyu sarıp sarmalakmı lazım yoksa bunu asla anlayamayan ve sonsuza kadar yüzü yerlerde sürünenlerden mi olmak lazım. Sonucu ne olursa olsun bir yerde bıraktıkların olmalı ve onların arasında zamanın seni aldığı cam kürende olmalı.Başın eğiliceksebile kendi düşmene değil düşmüş olanalrın tekrar çıkmak için çırpınışlarının kanıtlarına bakmak için gözlerin aşağıda olmalı.

Ruhunu saran acı ne zaman ile nede duayla geçmediğine göre kır artık zaman olgunu , kır artık sana takılan kelepçelerini. Aç kanatlarını sonsuzluğa siyah veya beyaz kanatlarının temizliği veya kirliliği hiç önemli değil. Önemli olan o kanatları açma anın. Son bir veda busesi dökülsün dudaklarından zamana bıraktığın parçan için asla göremeyeceğin o anlar için ve yüzün aydınlansın nefesini alıcağın donuk buzullar için.

Ruhunu saran zamanın asla erişemeceği sevişmelerinde kalsın..

5 Eylül 2012 Çarşamba

Hiç bilmezdim......


Gitmek ;

Gitme üzerine yazılan milyonlarca yazı , üzerine kurgulanmış şarkı veya film sadece oralarda kalsaydı diyorum lanet okuyarak GİTME ! demek istesem de sustuğum anlar hep sırtlara bakar halde. Yağmur yağar susarım, güneş açar gözlerimi yakarım , gece olur yıldızlara umut bağlarım yinede gitmelisin derken yüzümü asla kaldıramam. Zorlar bizi her gitmek üzmeden , üzülmeden nasıl gidebiliriz sorusunu cevaplamak çok zor bilirim.

Yıllarını geçirdiğin birinin gitmek istemesi , bir anını geçirdiğin kişinin gitmek istemesi farklı olsa da bıraktığı o iz yine anılarına gömülü olan lanetin gibi kalacak. İlerledikçe sıyrılan etlerinin altından akan siyahlığın. Beynini kemiren soruların ,

-Neden gitmek istiyor ?
-Bir şans daha istesem çok mu olurum ?
-Unutulmadıysa neden gitmek istiyor ki ?
-Şimdi o da herkes gibi mi oluyor ?

Bir çok soru , sormaya cesaret gösteremeyen dudakların ve gözlerinden süzülen damlalar. Üşürsün çok üşürsün o kadar fazla üşürsün ki ısınamazsın titreyerek belkide günler ,haftalar , aylar birbirini kovalar ve sen bir türlü ısınamazsın. Yeniden başlamak istersin o da gider , anlatmak istersin anlatmak istediğin de görmez seni ve sen kalırsın öyle ne yapamalıyım soruları beyninde kalır ve donuklaşır sın. Buz kütlesinde yerini çok daha fazla hazırlarsın.


Gitmek ;

Anlamını yitirip senin kendi alanına sığmaya çalışan bu gitmek . Benim içimi parçalar , senin ruhunu alır başkasının komple hayatını alır gider. Sonuçta gidicek işte neden bu kadar kasıyoruz ki ! 

-GİDİCEKSEN GİT !

Demek için asla hazır olamayacağız. Sözler her zaman dökülür sonuçta dilin kemiği yoktu dimi. Dilinle yaşayan ve içini açan diye kişileri ayrıma sürüklesek bir her ikisinin de bu sözü taşımaya ne güçleri olabilir neden isteği. Kim gitmesini ister ki ruhuna işleyeni ve kim ister ki kokusunu sevdiğinin gitmesini. 

Gelmek - Gitmek ve bunların arasında sıkışıp kalmış bizler şimdi tekrar sırtını göreceğim ve ben tekrar o kısır döngüye düşmeden kaybolup gideceğim. Git diyemesem de HOŞÇA KAL sevgili gittiğin yerde..

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Yazdım sadece biraz içim rahatlasın diye...



Belki de bu ilk ve son yazım olucak bu tarzda ama yazmak istedim. Anlatıcakalrım uzun olmasına rağmen başlangıcı yapamıyor olmak aptallığımdan kaynaklı bir durum gibi. İlerlemek istesemde bacakalrımın gömülü olduğu balcıklar her seferinde beni içlerine almak isteyenlerle dolu oluyor. Herkes için olur böle evreler de öenmli olan balcıkmı olunmalı ilerlemek isteyenmi. Bunun ayrımını yapsam da etrafıma baksam da gördüklerim ne beynimden geçen nede gönlümden dilime dökülenler.
Yalnış yazımlar gibi sonradan düzeltilebilecek bir hayatım olsaydı düzeltme kat sayım çok fazla olucağından komple yakmayı tercih ederdim.

Bazen ;

Kendi düşüncelerimden korkuyorum. O anda yapabileceklerim karşısında kendi kanım bile donuyorken Tanrı bu yüzden beni böle durumlarda yalnız bırakıyor diye düşünüyorum. Tek başıma ayağa kalkmaya alışkın , ama kimsenin kolunu göremeyen ben , sadece bir yardakçı gibi sürdüğüm bu hayatın son anına yaklaşırken sırtımda taşıdıklarım artık ağırlıklarını arttırdı. Ben arttırdıkça onlar hafifledi , onlar hafifledik çe ben dahada zorlandım.

Nefes almak ihtiyaçtan çok lüks kullanım alanına girdi benim için. Şimdi rahatım sözünü en son ne zaman kullandım bilmiyorum. Kullandın mı onuda hatırlamıyorum. Sırf başkaları için ekndimi değiştirmediğim için parmak ucu olarak kalsam da bu beni bazen zorlasada yinede ben benim işte. İyisi olmasada kötü çoğunlukta olsada ben benim aynada gördüğüm o kadın da benim.

Ne olduğunu kabul edersen ilerlemen başlar derler ya belkide şimdi ilerlemeye başlarım. Belkide şimdi nefes alabilcem gerçekten. Çocuk değilim ya sonuçta ! Dizlerim kanasada topun peşinden koşmaya devam eden bir çocuk olduysam ben. Kalbim bin parçalara bölünmüşse şimdi çocukluğuma inat bu halde bile koşabilirim demek için bile olsa ayaktayım.

Sadece ben böle olmuyorum arada sizler de böle anlara gebe kalıyorsunuz da. Kabul etmek ve kabul etmemek arasındaki ince çizgi aramızdaki ayraç olarak kalıyor sadece.

Şimdi ;

Neyin zamanı bilmiyorum. Ne yapmalıyım onuda bilmiyorum. Ancak bildiğim bir konu var ise o da son nefes bile olsa boyun eğmiceğimdir. Rüzgara emanetim olan ruhumun bedenime geri dönüşünü beklerken bana getiricekelrini sabırla beklerken. Ben şimdi kendim için ne olucam onu bilmiyorum.

Şimdi ne yapmalıydım ki ?

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Peki ya sen şimdi seni geride bırakana aç isen....



Bazı anlar vardır, birine ait hissedersin kendini evet artık o olmalıdır dersin tam anlamıyla onunla olacak iken bir anda seni yerle bir eden biri gelir ve üzerinden geçer gider. Böyle bir durum da seni çiğneyen asla seni de alıp gitmez. İnanışlar gibi dillerde dolanan , hayaller gibi yaşanmak istenen bir istek olur ama karşın da olduğunda ne ileri ne geri dosdoğru siler geçer seni.

Alevler içerisin de yaksada kalbini , sen ne yangını söndüre bileceksin nede ellerini uzata bileceksin ,seni yanına alması için. İçin titrerken yanan vücudunu dengeleyemeyip kendi yok oluşuna gebe bıraktığın ruhun. Soramazsın ona -Neden ? veya - Niçin ? sormazsın çünkü alacağın cevap seni yıkacak olanla eş değerdir. Aslında doğru sevgi anlayışı olsun veya olmasın bizler geç kalmışlıklara aşık , zamanında gelenlere soğuk , bizi çiğneyenlere de tutkunuz.

-Beni seviyormusun ?
........
-Peki ne için geç kaldın ?
........
-Peki şimdi ne olucak ?
...........

Bu sorular her zaman bizi takip edicek lanet gibi aslında. Dudakalrımızdan dökülen sorular, bizi her an zorlar dökülmek ister ama ya gelicek olan cevap ona hazırmıyız bilemeyiz.Günlerce beklesek bile bu soruların getirileri  götürülerinden daha az olucaktır. Hikaye anlatır gibi başladığın o tutkun şimdi fırtınaya dönüşmüş rüzgarla sevişirken dökülenler ne onun hikayesi , nede onun sana sunacakaları olucaktır  dökülen sadece sen olucaksın.

Düşünmeye çekildiğin anların arasında ona ayırdığın zaman düşüncenden daha fazla olması onun hatasımı senin hatan mı , yoksa herşeyi unutmam gerek dediğin an gelen anıların çarpıklığımı hatalı. Ne kadar karşı koyarsan koy veya ne kadar kaçarsan kaç asla kaçamayacak olmanın verdiği buruklukla çiğnenmeye mahkum olmuşsun sen artık. Bu ne bir aşk ne bir sevgi bu tamamen bir tutku bir boyun eğme. Bu sesizce ellerinle sunduğun gerçek ışığının sönüşünü izlemek gibi.

Ne ona bağıra bilirsin , ne ona aşık olabilirsin sen onu asla sevemezsin senin onu ne sevmeye , ne merak etmeye hakkın yok. Sen dokunsan bile hissedemediğin buzullara seyirci kalmış yalnız bir buz kütlesi o ise kocaman bir buz dağı.Arkasında kaldığını kabul etsende içinde sürekli dolanan o sıkıntı ne zaman seni terk eder bu işte merak konusu olarak kalır.

Şimdi o yüzünü çevirmiş başka bir kalbe sen kalmış geride beklemişsin de sor hadi

- Şimdi ben ne olacağım ?

Ağlasanda , damarlarını kesip bütün kanları akıtsan da , Bütün benliğini söküp farklı farklı diksen bile sen şimdi onun artığı olarak kaderin fahişeleri arasına adını yazdırıcaksın.

Anlatamadığım duyguları bana veren şimdi sen huzurla sevişiyor isen bu benim sayemde olandır. Benim sayemde sen şimdi mutlu ve benim sayemde ben bu kadar bitkin tükenmiş.Son sorum olsun sana çocuk

-Peki bana geri dönüp beni alacakmısın yanına ?

2 Ağustos 2012 Perşembe

Ben kimim............Ben senin anlattığın o kadınmıyım ?

Tanrım;

Sunduklarınla bize ulaşanlar arasında ki gel gitlerden yıpranmış olanları ellerime bırakma huyunu şimdi şimdi anlıyorum.Açıkçası pek takmıyor gibi görünsem de senden gelen herşey benim en önemli anım oluyor. Hayat beni geri çekse de ayaklarım parçalansa da yürümeye devam etme iç güdümü asla çürümeye terk etmiycem.

Sevilmek için değer görmek için ilk önce kendimi sevmem gerek değil mi Tanrım ? Bunu biliyorum ama kendimi , kendimizi sevmemiz için bize sundukların bukadar ağırken nasıl olurda sevilme konusuna bukadar aç olmamızı engelleye bilirsin. Bazen düşünüyorum böyle olan bir hayatı nereye kadar yürütebilirim veya  nereye kadar bizler böle gidebiliriz.

Belki de yalnışlarımızı çok kolay bulurken doğru olanları görmezden gelmek bizim en büyük yeteneklerimizden.Boş olan bahçemizi güzelleştirmek için topladığımız tohumlar başkalarına ait olsada aşığım demekle o tohumu yeşertemiyoruz işte.Birini sever sonra gider veya gideriz sonra boşluklarla kaplanırız. Aslında boşluk bile bir duygudur bizler için. Özledim seni demek için başka yerden kalkmasını beklemek mi doğru olan. Şiir olmak isterken düz yazılara hapis olmak işte bu çok zor olanı yapmaya çalışmak gibi.

Herneyse böle gidip gelmekle sonumuza bizi yetiştiriyorsun Tanrım. Böylesi bir aşkı böylesi bir hayatı balcıklarınla bize verdiğin için şükür mü etmeli yoksa yüzlerimizimi eğmeliyiz aşağılara bilmiyorum.Şuanda göğüsümde atanı durdurmak istiyorum bunu istesem bile yapamıyor olmam korkumdan mı yoksa merakımdan mı Tanrım ? Sevilmek dediğin bumuydu yani bumuydu doğru olanın senin !

Kaçarlar kovalarız yakalarız ama yinede kaçarlar işte o anda boşver demek bizi cesaretli gösterse de biz işte o anda ölüme biraz daha yakınlaşmış oluruz.Koşuyorum ama nereye kime niçin ? Çok fazla soru var ama hiç bir zaman cevap bulamıyorum.Geceleri severken ne oldu da ben gecelerden korkar oldum.Suçlanmak mı kötü olan yoksa kendini asla anlatamıyor olman mı. Ağlıyormuyum evet ağlıyorum ! akıtamadığım göz yaşlarımla ağlıyorum.

Uzaklar da olana ağlıyorum parçalara ayırdığım bedenime koruyamadığım ruhuma ağlıyorum. Kazandığımı sandığım için ağlıyorum. Mutlu olduğum için ağlıyorum. Şeyy aslında ben niçin ağlıyordum ?
Ben kimim ?
Sen kimsin ?
 Gömlek giyip kravat taktıktan sonra sıkılan boynunu rahatlatmak için biraz gevşettiğin kravatın verdiği o an ki rahatlama kısa olsada her an yapıla bilcek bişey olsaydı güzel olurdu. Buna bile gerek duymak kötü sanırım.

Yazıyorum ama niçn yazıyorum bilmiyorum ama yazıyorum.Niye ben uyuyamıyorum onun uyuduğu gibi veya niçin onun gibi vurdum duymaz olamıyorum.
 Tanrım !
 Senin yaptıkların bizi yalnışa sürmekten başka bişey değil.

Ben kimim............Ben senin anlattığın o kadınmıyım ?

Yollar arşınladığın kadarmı yoksa sonucuna vardığın kadar mı ?

Çok fazla yollardan geçsen de , çok fazla olması gerektiği kavramın olsa bile , aslında hiç bir yolu bitiremediğinin farkına çok geç varıyorsun. Ben geldim derken bile kime gittiğinin önemi yoktur. Sadece birine ben geldim diye bilmek için yollarını arşınlamışsındır. Tozlara bulanmış olsanda her yerin parçalanmış bile olsa vardığın yerde bunları toparlaya bilcek birinin varlığından asla emin olamayacaksın.' Beni dinlermisin ' demeden kimse seni dinlemez. Bizler , sizler böle yetişrildik.

Yollarınızda sırtınıza topladıklarınız asla inmeye bilir , hatta daha fazla yük bine bilir sırtınıza. Yıpranmış kanatlarınızın ihtişamı asla geri gelmeye bilir. Buna rağmen kendini bir yalana bulamış olman seni çokta yukarı çıkarmaz.Aslında sen göğe çıkmak istesen bile senin üstünden geçenlerden dolayı sen artık ölmüş bir benliğe sahipsindir. Kendi ellerinle onlara sunduğun benliğin için ağlaman komik.Kalbin en başta , ruhun en sonda ve bedenin topraklara gömülmüş.Şimdi Vücudundan damlayanları kim anlaya bilir ki ?

Kim seni sarabilir ki ? Bizler aşık oluruz ilk , kademe kademedir bu şimdi bı yolda ilerleme zamanıdır senin için. Aşık olduktan sonra aşkını buna inandırırsın , onu kendine aşık edersin en sonunda ne olur biliyormusun ? O senin aşkına başlarken sen artık paramparça olmuşsundur. Sen artık kaybolmuş ve ölmek için gökyüzüne açtığın ellerinla baş başa kalmışsındır. Benden yaşın artık önemli değildir senin için , artık senin için en önemli olan ruhunun yaşlılığını durdurup gençleştirmektir. Peki zaman geri alınabilir mi ? İmkansızlığa gömdüğün doğuma gelebilir mi ?

Nefes alışların hızlandı değil mi ? Çok zor nefes alıyorsun ama ne gittiğin yolda karşılaştıkların nede yolun sonunda doğru olduğunu sandığın kişi , kimse sana nefesini vermiyor değil mi. Şimdi söyle kendine , Nerelere bıraktın nefesini , kimlere açtın ellerini ve bak aynaya , yansıyan senmisin yoksa asla göremediğin gerçekliğin mi.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Bazen ; Düşünüyorum da ......

Bazen ;

Düşüncelerin içinde boğulup kalırsın. İlerlemek istesen bile o kadar fazla karanlıktır ki korkar ve olduğun yerde hiç bişey yapmadan kalırsın. Dudakalrından dökülen sözler sanki önceden sana yerleştirilmiş veriler gibidir. İçin sızlar , bağırışlarını duyar ama dökemezsin ne dudaklarından , ne gözlerin den içinde sıkışıp kalır. Kimsenin seni hapis edemiceğini içten içe bilsen bile hayata karşı gelmeyip boyun eğenlerden olur ve o şekilde sonuna ulaşırsın.

Erimeye başladığını hissediyor olmasının buz kütlesi gibi görünen bedenin içten içe sıvılara bulanıyor. Bazen , gerçekten bazen buz kütlesi olduğunu anladığın o anlarda sıyrılman gereken hayatından neden sıyrılmadın acaba ? Çökerttiğin dünyanı toplamak istesen bile çok geç olduğunu biliyor olmalısın. Ne güzel de yeşillenmişti oysaki senin için büyük umutlarla. İnsan oğlu gerçekten onun için olanları görmezden gelmede okadar uzman ki yok oluşunu kendi kendine çok iyi oluşturuyor.

Unutulmak istemeyen benliğin , asla kendin olmadığın için sahte yaşadığın hayatın , arasında çatışırken yaptıkların övgü alsa bile içindeki çürük kokusu her zaman burnunun en yakında olucak. O kadar çok yalana bulanmışsın ki , içindeki ses bile sana o na olan yalanları anlatıyor olucak. Bazen kaçıp gitmek istersin , bazen uçmak bile istersin istediklerin olduğu sürece yaşadığının kanıtı olduğunu unutalı ne kadar zaman oldu hatırlıyormusun. Titreyen bedenin içinde sıkışıp kalmış belkilerin , içten içe yanlışlara sürüklendiğini bildiğin halde bastırdığın kendin. Bu kadar mı meraklısı olduk bizler başkalarına yapışıp kalma konusunda.

Burnuma gelen yanık kokusu ruhunu öldürdüğün anlamını taşıyor du oysaki. Bunları anlıyor olmam bana özel de değil di sizlerinde bunu anladığınızı ve sizlerinde buna tanıdık olduğunuzu biliyorum. Ruhunu küle çeviren insan bedenin hangi unutulmuşlukta hapis ? Sen artık çocuk değilsin ! Sen çocukluğunu hiçe saymış , sen artık büyülü hikayelere inanmayan , sen artık sana söylenen yalanlara inanmış donuk bakışlı bir kukla olarak yaşıyorsun.

Artık ;

Başlangıç zamanı olduğunu bilmesin. Sıyrılmalısın düşüncesizliklerden , kendine sahip çıkmalısın belkide kendinle sevişmelisin geceleri saran ateş içerisinde. Ayaklarının üzerinde gerçekten durmalısın , inanmaman lazım yalanlara , kendi yalanlarını bile yok saymalısın. Sen sana bırakılan gebeliğin doğumunu yok saymalısın. Seni ayağa kaldırcak olan düşlediğin yumuşak aşk değil. Şimdi dizlerinin üzerinden kalk ve dimdik dur . Bekleme zamanını aşmış bir hayatla başa çıkmak yerine artık yep yeni bir başlangıç yapma zamanı.

Bazen;

Yenilenmek lazımdır , yenilenip tozlarını almak lazımdır. Sürekli okuyup tadına doyamadığın kitap gibi bakma vaktidir ruhuna. Okudukça seviceğin ruhunu yüceltme vaktin şimdi.

Bazen , onların yüzlerine taktıkları yalanların maskesidir. Bazen , ağlar güzel dediklerin ve düşer maskeleri en şiddetli biçimde yüzüne vurur yıllardır gördüğün güzelliğin içindeki o çirkinlik.

Bazen ise sen gerçekten insan olduğunu düşünüp o şekilde yaşamak için savaşa başlarsın şimdi olduğu gibi.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Gelicek olana hazırlık.....

Parmak uçlarında dır hayat senin , sende onun uçlarında karşılıklı oyunlarınız sarsar bütün benliğinizi. Suçlarının yüklendiği iplerini savururken kaybettiklerine ağlama vaktini her zaman atlar ve kayıplarını vermeye devam edersin. Zordur elinde tutmak , en zoruda tutuğun zaman onu oyalaya bilmek. Her an beklenen adım karşıdan başkasına yönele bilir. Beklemek mi doğru karar hayata karşı yoksa kendi adımını bir anda atmak mı hayata karşı ? Bir çok soru içinde senin olanı hangisi.

Soru sorulmasından daha çok verilicek olan cevaplar çok önceden düşünülür. Ortada soru yok iken cevabı düşünülen zamanın akıp gitmesi bizim zaten en baştan yok olduğumuzun anlamını taşımaz mı ? Verilicek cevapların olması güzel tabikide eğer karşılarında soruları var ise. Hazır konuşma veya hazır cevap verme ne kadar güzel basamak olabilcek kavramlar.

Kimi göründüğü gibi kalır , kimi ise göründüğü gibi asla olamaz. Gördüğün gibi olanlara kaptırdığınız zamanı sevin hiç olmazsa sizler doğruya bir kere boyun eğin. Ne anlatır nede dinler olmuş olan çevrenizdeki asalak varlıkların durumu sizler kadar kötü olmaya bilir.

Sizler gerçekten konuşmaya ne zaman ve nasıl başlaya bilceksiniz merak içinde sizleri izliyorum..

12 Haziran 2012 Salı

Zevk üzerinden devam ederken çirkinlikleri yazdım ilk önce... Gerçek zevk için toz almak gerekti.....

Zevk alma duygusu insanlara verilen en güzel duygu olsa gerek. Bir çok şeyden zevk alırız yemek yemekten , içmekten , koşmaktan , sevmekten , sevilmekten en çok zek aldığımız ise sex tir ve bu hiç bir şekilde tartışılamaz.Zevk katman katman ayrılır ise en üstte sex vardır.. Yüzyıllar bu zevk uğruna yıkılmış şehirler , yıkılmış bedenler , yakılmış ruhlar üstüne kuruldu her yeni varlığımız. Sex in verdiği zevk uğruna yapılan onca çaba başka şeyler için yapılsaydı bu kadar da çökmüş makyaj budalası gereksizlikler olmazdık gibi.

Dillere düşürülmüş zevk mağduru ilişkilere verdiğiniz saygı diğer kişilerde hiç iken ,  sex zevkini olması gibi yaşayıp onu diğerleri gibi tanrılaştırmayanlardan olanların yaşam alanı ne yazık ki görgüsüz olan siz bacak altı budalalarının istilası altında. Sizler ki bunu asla kabul etmeyen kabul etmeyen asalak sürüsü sizlerin kaldırdığı toz bulutu arasında zevk adı altında olan çirkinliğinizi her zaman gördük.

Ete olan bağımlılığınız yemenin verdiği zevk ile becerme zevki sizler için aynı katmandaysa bunu tekrar düşünün siz gerçekren zevk alıyormusunuz. Tanrı yaratılış aşamasında mutlaka zevk almış olucak ki bunun içine de bir oyun gibi zevk pullarını değıtmış. Oyun çok basitede inmiş alsında bu kadar çok kişiliksiz balcıkları bir topun içine sıkıştırıp aranızda kişilik sahibi olanların yüzlerini bana getirin diye bilmiş gibi. Tanrının zevk katmanı ile yaratılışın zevk katmanı arasındaki farkı anlamak lazım. Sizler gerçekten istediğiniz kişi ola bildiniz mi ? Gördüğünüz göründüğünüz değil iken sizleri izlerken edinilen ilk izlenim bacak arasında harcadığınız o zaman çok fazla. Siz bacak altında kalan yatılış atıkları zevk adı altında olan çirkinliğiniz etrafınızda ki süslü fahişeleri çekiyor etrafınıza sinek gibi. Bu açıkça izlenilmesi gerek bir korku filmi değilde izlenmesi gereken bir belgesel gibi. İnsan adı altında toplanmış kitlelerin seviye düşürülmesi üzerinde çalışmalarının toplanması gibi.

Sex konusunda yaza bilceklerim harikaların ötesinde olsa bile sizler bunu anlayamayacak kadar gereksiz bir okadar da azgın bir topluluksunuz. Sizler gibilerin son anlarında yakılıp kül olmalarını izlemek bizler için bütün hücrelerimize kadar zevk olsada sayınızın fazla olması sizleri besleyenlerin utanmasını gerektiren gerçek.

Zevk için yapıla bilcek olanalrı bizler yaparken size bıraktığımız artıklar arasında ölümü bile aramaya devam ediceksiniz tabi kendinizi becerene kadar.

8 Haziran 2012 Cuma

Yine isimsiz sorulara cevaplar....

07.06.2012  Perşembe

Yine herzaman ki gibi bir güne başlarken sabah gözümü açtığım an 65 tane msj görmek garip geldi. Neyse küfür yazmış biri onu sölüyorlar sonuçta becerdiğim kişilerin illa kız olmasına grek yok ^^ .
Bununla birlikte dün cevaplayamadım ancak bugüne bıraktığım bir kaç soru vardı mail adresimde bugün cevaplaya bilirim bakın bunları:

-Kişiler neden Pelin gerçeğini bu kadar fazla red ediyorlar ?

* Açıkçası kabul etmeleri içinde bir neden yok. Yapılanlar yapıla bilcekelr kişiden kişiye farklılık gösterir. Çok fazla ayrım olmasının en büyük nedeni de şudur ki bunu söleye bilirim açıkça onlar nabza göre şerbet verirken ben olduğum gibi kalıp kendim gibi cevap veriyorum bu en büyük girme açısı ola bilir onlara.

-Seni gerçekten seven arkadaşlarının ve seninde gerçekten değer verdiğin kişilerin adlarını paylaşırmısın. İçlerinde bende varmıyım merak ediyorum ?

* Benim hayatım da önemli olanlar kendilerini biliyor zaten illa bir isme veya cisme koymaya gerek yok. Senin de bilmene gerek yok. Zaten böle bir soru sora biliyorsan sen o alanda değilsindir.

-Uzun süredir bakıyorum da gerçekten sana değer verdiğini sandığın arkalarını topladığın kişiler sana selam vermez olmuş ?

* Selam verip vermemeleri önemli değil. Ben iyilik te yapamadım olması gerekeni yaptım okadar kişiler bunları iyilik olarak görüyorsa koy göte rahman gitsin....

-İsmi saklıyorum kızıyorsun belki ama merak ettiğim çok soru var ve bu şekilde soruyorum teşekkür de ederim cevaplıyorsun.

*Senden iğreniyorum tabikide bu gerçek


Birçok soru olduğu belli zaten şuanlık bunlar sanırım devamı geldikçe cevaplarımda ağırlaşıcak.
Soruları soran kişi seni bulursam derinide yüzücem ^^

4 Haziran 2012 Pazartesi

Karşındaki gördüğün kadar olmaya bilir......

Bir gün karşında olan kişilerin aslında geride kalması gerektiğini anladığında sen geride terk edilmiş ,onlar seni umursamayan yanılsamalar olur çıkar. Her zaman bencil kişi sayısı çok fazladır. Bunu değiştirmek istesen bile asla değiştiremez ve kalırsın öle sen ayakların çamurlara bulanmış asla kurtulamaycak ^Ruhlar kentine hoşgeldin ! ^ mısraları dökülür gözlerinden.

Doğrularınız vardır sizlerin , kabul etmeniz yetmez başkalarına dayatırsınız bu doğruları. Kabul edilemeyecek bile olsa umursamaz tavırlarınızı burda da sergilemekten asla geride kalamıyorsunuz. Bir de üstüne asla kabul etmeyenler var ise işte o anda siz sizden geçip gidiyorsunuz ve karşınızda duran en parlak ışık dahi olsa siz bunu asla kabul etmeyip çamurlamaktan ileriye gidemiyorsunuz. Sizler bu kadar alanın içine sıkışıp kalmış düşünce dışı yaratıklar topluluğunuz. neyin kararını vere bilirsiniz ki ?

Ezmek veya ezip geçmek vicdan olgusuna bağlı ise asla ileri gidemiycek herzaman basamak olarak kalıp kamburunuz ile çöküp gidiceksiniz. Zordur bunu kabul etmek korkarsınızda kabul etmeye , çünkü sizler korkularınızla ölmeye meğilli eğitimlerden geçtiniz. Sizin asla başınız dik olmadı herzaman boynunuz yerlerde gezdiniz. Başlarınızı kaldırmak isteyenleri lekelediniz o kadar fazla korktunuz ki ne seve bildiniz , ne aşık ola bildiniz sizler nede insan olabildiniz. Bakıldığında insana benzeseniz bile asla insan olamadınız.

Bedenlerinizi sunduğunuz sizin ego bekçileriniz sizinle kalıcaklarının garantilerini kim verdi ? Kendi doğrunuzu bu kadar benimserken başkasının size verdiği sözümü tutucaksınız aklınız da ? Komik olma aşamasında dahada iğrenç halde olduğunuzu biliyorsunuz değil mi . Bazen sizleri izlerken bu kadar kör nasıl yol alabildiğinizi düşünüyorum. Şaşırıyorum da bazen ancak sizleri ilerleten sanırım üzerinize serpilmiş sperm kalıntılarının yapışkanlığının çekişi. Kimbilir belkide çok farklı bir yerden aldınız tartışıla bilecek olan bir kavram.

Şimdi kendinizden iğrenmediğiniz kadar iğrene bilir. Kendinizi üstün tutmak için yaptıklarınızla belki grur duyar belki derin nefeslere bağışalr belkide fahişe olmanızın her yılını ayrı bir bacak açmayla kutlarsınız. Peki siz kendilerini basamak yapan vicdan kapıları sizler ölümü eğik bir vucutlamı karşılıycaksınız ? Asla size sunulmayan ama hakkınız olanı onlaramı bırakıcaksınız.

Baş kaldışınızın ihtişamı olmalı ki ne eğidiğinden utanasın neden vizdanını atıp fırlattığına.

Sizler sadece ast üst ilişkisine gebe kalmış bir toplumun ya dışkıları olup ölüceksiniz yada o toplumu red edip kendinizi yaratıcaksınız. Seçim alanına girişiniz kutlu olsun ne olcağını bilmeyen şu anki benlik...

2 Haziran 2012 Cumartesi

01.06.2012 Gayet normal bir gün iken birden olanlar oldu

Günlük gibi kullanmaya başlıcam sanırım burayı yakında....

01,06,2012

Haziran aylarını sevmişimdir doğum ayım olduğundan olsa gerek. Dün yazdığım yazıdan sonra aldığım tepkiler bazen olumlu bazen ise olumsuzdu ancak içimden geçenleri içimde tutmak yerine yüzlere dökmeyi tercih ediyorum. Bir kişi (adını söylememe konusunda söz verdim) bana bir kaç soru yöneltti ve bu sorular burayada yazmak istedim asla unutmamak ve kişilerin görmesi için.

İlk an;

Gayet normal şekilde nette dolaşırken daha önce pek konuşma fırsatım olmadığı kişi bana selam verdi. Selamlaştıktan sonra direk konuya girdi. İlk önce şaşırdım pek muhabbetim olmayan bir kişi nasıl olurda bu soruları sora bilcek kadar izlemiş olabilir beni.

Giriş anı;

Sorular çok yalın ve uzun değil net cevap bekleyen bir dizeydi. Sanırım beni çok iyi anlamış sıra sıra sormak yerine hepsini birden sorup cevap beklemeye başladı.

-Belki çok şaşırcaksın sorulara cevap vermek zorunda değilsin ama merak işte dizginlenemiyor.

*Sorular evet pek sevmem bazen severim değişik yani o anda. Sorularını yaz cevaplarım ben.

-Neden öle bir yazı yazdın. - Belkide o yazıdan kırılıcak etkilenicek kişiler vardır? - Bazen bakıyorum çok sevecensin bazen çok sinirli - Neden herkes sen iken sen teksin ? - Gerçekten dostun olduğunu söylediğin kız istanbulda seni umursuyormu sanıyorsun ? -Erkekleri etkilediğin için kızlar senden nefret ediyor biliyormusun - En sonuda merak ettiğim neden ilişkilerin kısa sürüyor ? şimdiden teşekkürler

 Bu sorular karşısında şöle bir kaldım baştan düzgünce okuyup cevaplarımı vermeye başladım aynı düzenle.....

*Neden yazdım belli bir nedeni yok açıkçası bazen kişilere kusmak istersin ya bende kustum. Çünkü bir kaç zamandır özellikle ilk girişteki gibi bir kaç kadını hayatımdan çıkarmak üzereyim belki hazırlık aşamasına aldığımı anlasınlar diyedir.

*Yazımdan kırılsınlar kırılmasınlar okusunlar okumasınlar umrumda değil açıkça hatta kırılmaktan daha beter hala gelsinler.

*dengesiz biriyim ondan anım anıma uymuyor.

*Herkes ile ilgilenmiyorum ancak 2 kişi var onları bulur veya yüzyüze gelirsem yüzlerini alıp belden aşağalarına sokucam.

*Umursamıyorlar

*Kızlardan bende  nefret ederim

*7 gün bir kişiye aşık olup olmıcağını anlamak için yeterli bir süredir.

Bu şekilde cevapladım ve yine sesizliğe gömüldü. Ama ona burdan teşekkürlerimi sunuyorum çünkü cesaretini gösterdi. Diğerleri gibi saklanıp önüme çıkması.

Zaten daha fazlasını yaza bilceğim bir çok olay var onlarıda zamanla çıkarırım.

1 Haziran 2012 Cuma

İÇİMİ BOŞALTTIM !!!!!!!!

Bazen düşünüyorum kişiler na kadar çok ben noktasına sahipler. Kendilerini göstermek için başkalarına övgüler yağdırıyorlar sırf gerçekte olan pislikleri görünmesin diye. Bu konuyla ilgili çok fazla örnek suna bilirim aslında ama anlatıldıkça değişen hiç bişey yok ne yazık ki. Şimdi bu normal yazılarım gibi değil öle aklımı boşaltmak için başladım kısa olur uzun olur bilemiyorum ama birazda olsa rahatlıcağım kesin

   Yakın bir zamanda kişilerin dillerinin maneviyatı kişiliklerinin de maddiyatı tercih ettiğini tam anlamıyla anladımç Şöle açıklaya bilirim şunu ,

1- Zor zamanında yanında olduğum kişiler : Bu kişiler için belkide elimden gelen herşeyi yaptım o anda yanında olamasam bile düze çıkması için her zemini hazırladım. Daha sonra dilleriyle en iyi yakınları oldum. Benim hakkımda duyduklarının yalan olduğunu düşünmeye başladıklarını dile getirdiler. Benim hakkımda konuşulanları pek takmadığım için herzaman bunların önemli olmadığını yapılması gerekeni yaptığımı ve bunun iyilik veya borç olmadığını söyledim.

  Şuanda olan durum : Kendilerini göstermek için herşeyi yapa bilcek kadar düşmeye devam ederken yüksekte olduklarını sanıyorlar.

2- Abi kardeş dayanışması: Açıkçası kendi öz abim yok. Ailemin hatta sülalenin en büyük kızıda benim biraz garip bir durum neyse. Abi gibi gördüğüm saydığım kişiler elbette var. Bu kişilerden ayrım yaptıkalrım asla olmadı taa ki bir kaç güne kadar. Açıkçası insanalrın benim sorunlarım var kötüyüm diyipte eğlenceden de geri kalmalarını anlayamıyorum. Garip geliyor bana. Size doğru gele bilir tabikide saygı duyarım ama kendilerini pazarlama yöntemleri abi dediğim için onlara pişmanlık duymama neden oldu. Tanrıdan dır ki aralarında gerçekten adam gibi olanlar çıktı kendilerini bilirler seviyorum onları.

 Şuanda olan durum : Arkalarından konuşamların götlerini yalıyorlar.

3- Reklam amacı güden şirket gibi olan çevre: Çevrem çok geniş evet belkide kimsenin ulaşamıycağı yerlere ulaşmışımdır bilmiyorum kasmıyorum bu konularda. Ancak şu etrafa baktığımda ASK.FM bana çok yardımcı oluyor çünkü sırf laf söyele bilmek için veya sırf kendilerini tatmin etmek için çevremde olanların hepsi bir anda oraya saldırıyor. Bunun genel çevredenmi yoksa faceten mi geldiğini anlamak çok kolay oldu ve bunları araştırırıken çok daha komik şeyler buldum :D hala gülüyorum aklıma geldikçe.

 Şuanda olan durum : Reklam istediler reklamlarını yaptım yakında bunlar açığa çıktığında nerde benim cipsim diyip oturup izlicem ^^

4- Kendilerini saklayıp dedikodu yapmaya çalışanlar: Böle kişilerde var tabikide yakınım olsun uzaktan olsun şuanda konuştuğum i konuşmadığım kişiler olsun çok fazla soru alıyorum bu kişilerle iligli hiç birinede cevap vermedim bugüne kadar çünkü ilgimi çekmiyorlar. (Bu arada sürekli mail olarak bana ulaşan kişi adını açıklasan diyorum) Tabikide bu kişilerin tehtitleri , işte arkamdan atıp tutmaları vs vs şuda var ki iki kişi arasında olduğuna yemin ettikleri ama benim çok iyi bildiğimi yüzlerine vurduğumda sanırım içimde şeytan olduğu dedikodusu öle yayılmaya başladı. Ben o anda mutluysam herşeyi yapıyorum zorla mutluluk pozlarıda vermediğim için onlara benden giren çok belli.

 Şuanda olan durum: Hepsi ne kadar konuşursa konuşsun benden uzaklaşamıyorlar ve sırf başkalrının gözlerine girmek için benim hakkımda konuşuyorlar. Daha açık olursak onların bulunduğu mevkiyi ben 18 yaşında terk ettiğimden yaşıtlarım çok geriden geliyorlar.


Sanırım şimdilik bu kadar yeterli gibi birazda olsa rahatladım.....

29 Mayıs 2012 Salı

Uzun bir zaman sonra ......


Ne kadar yoğunlaşa bilirsin ki birine veya ne kadar kendini ona vere bilirsin ki ? Sözlerin akar gider , o anda kalıcı olsa bile sen o sözleri önemli saysan bile onlar unutulup gidicek. Birine ne kadar önem verirsen ver o yinede gidicek. Tipik sözler vardır gitmeyle ilgili sende mi tipik ayrılıklardansın artık yoksa olması gerektiği için olduğunu kavraya bilcek kadar başın dik mi ?
Titreyen ruhun mu bedenin mi ? Her zaman çığlıklarla devam eder haldeyiz bizler her zaman ağlamak veya ağlamamak arasında sıkışıp kalıyoruz. Duygu patlaması yaşıyormuyduk kirlenmemiş duygun kaldı mı ki.

Her zaman başlangıç ve bitiş arasında mesafe vardır mutlaka o arayı kapatmakla yükümlüsün. Gözlerinden akıp gitse de, seni dağıtsada ,sana tecavüz bile etse sen bu sona gitmek zorundasın. Tamamlanman lazım ki tekrar başlaya bilesin. O kadar fazla kirlenmiş bir kentin içindeyiz ki ne tarafa nasıl bakman gerektiğini bilemiyorsun. Çok fazla kalabalık alanda olsanda görmek istediğin yok ise orda sen artık hiç bir şey göremezsin. Kalabalıklar arasında kör oluşunun doğumu kutlu olsun insan. Kutlu olsun hiçliğin ve cehennem ateşi sarsın ruhunu sen kör halinle bedenini kirletirken ruhun yaksın teninden akanları.

Gözlerin den akıp giden o anın bıraktığı kalıntılar. Ticaret yapılan kentin içinde ya bedenini satarak yaşarsın yada ruhunu kilitleyip bacaklarını açarak. Sözlerin yüceliği almış başını gitmiş ve geriye kalan kirlenmiş dudaklardan dökülenler olmuş.Güzel hiç bir şeyin farkında olmayan o güzel insanlar yüzlerinizi nerede unuttuğunuzu hatırlayın. Mezarlar sadece bedenlerin mekanı olarak kalmadı yüzlerinizi de gömdünüz sizler artık. Sizler artık ne gitmeyi , ne ruhunuzu korumayı nede insan olmayı bilemediniz. 

Yüzsüz fahişeler kentine hoş geldiniz oyun için şimdi hazırmısınız ?

Doğru baş kaldırışın oldumu hiç ?


Baş kaldırışlarımız vardır bizim her an olmasa bile öle bir anda olur ki bu kaldırışlar yıkama yakın bir orantıya sahiptir. Nefeslerin düğüm düğüm olur ve nerde nasıl nefes alıp vermen gerektiğini bilemezsin. Bilemezsin sen nasıl bir haykırışa şahit olucağını. Kişilerin içinde sakladığı güç mü doğru olan , yoksa başkalarından aldığı enerjilermi bizleri güçlü kılan. Çatışmalara gebe bırakılan bu güç savaşları içersinde yeşermek doğrumu yoksa yalnış mı.

Güçlü kalmak mı bizleri cennete çıkarıcak olan merdiven. Her adım attığımız anda sallanan yerler , yağmurların yumuşattığı toprak ve ayakta durmaya çalışan bedenin. Asla geriğe dönmiceğini düşünürken geride unuttukların. Senin ve geride bıraktıkların arasında her zmaan bir bağ vardır ve sen ileri gittiğini düşünsen bile yıkımını arkanda taşıdığını asla bilemezsin. Çünkü sen bilme arzunu gömmüş kör balçığa verdin bedenini açtın tüm gövdeni ve fırlatıp attın ruhunu. Ruhsuz kaldığın savaşlardan başarılı olsanda bedenin çöküşü bir yıldırım gibi sarar seni ve o anda sen ruhunu arar olursun. Şimdi bak bakalım senmi yoksa ruhunmu ileride kalmış.

Gebelik dönemin herzaman seni yavaşlatır. Gebelik sadece bir bebek objesi olmamalıdır. Sen beklentilerine gebe kalırsın , umuduna gebe kalırsın , hayaline gebe kalırsın ve en sonu yüzüne tokat gibi çarpıcak olan unuttuklarına gebe kalırsın. Hayatın yolunda ya doğumunu bekliceksin senin için doğru olduğunu sandığın yerde yada gebeliğini doğru alanlara serpiceksin ileride ne olucaktı dememek için. Baş kaldırışının o anı gebeliğinin bitimi olsa bile bir kaç süre sonra yeni bir gebelik dönemi seni sarmış ve sen yine baş kaldırışları arar olucaksın. Aslında sonuna kadar kaldırğıdını sandığın başın , fırlatıp attığını sandığın o duygu birikimleri tam karşında seni bekliyor olucaktır.Şimdi ne vaktidir gerçekten olduğunu düşündüğün kişi olarak sona gitmek mi , yoksa olman gereken hayalini gerçekleştirmek mi ?

23 Mayıs 2012 Çarşamba

.İŞTE TUTUNDUĞUNUZU SANDIĞINIZ YAŞADIĞINIZ HAYAT BUKADAR.

Kayıp olduğumuz gerçeğine sırt çevirmiş olduğumuz yeri doğru yer olduğuna kendimizi inandırmış kör çocuklarız bizler.Asla bizim olamayacak olanlara gebe kaldığımızı bile bile doğumu beklemek bizleri köle haline getiren göz yummalarımız olmuş.Bizler kendi yok oluşumuzu başkalarının dillerine bırakıp boyun eğmeye mahkum edilmişiz.Doğrular var denildiği an sorgulamadan başkalarının doğrularına doğru diyebilecek kadar kemiksizmi oldu dillerimiz.Kimler için yaşadığımız önemli değil kendimiz için nasıl yaşıycağımız önemliyken başkaları için oluşumumuz robot olmuş.


İçimiz titremez olmuş duygularımıza ihanet etmişiz.Başkalarına bakarken hırsızlığımız belli olmasın diye titreyen içlerimizi dile duygu diye dökebilecek kadar çürümüşüz.Yolları yürümek için değil ayaklarımıza zemin için görmeye devam ettikçe çukurlarımızı kendimiz oluşturmuşuz.Konuşmak için konuşur olmuşuz.Düşünen benliğimizi ikinci kişi olarak adlandırıp suçlara boğmuşuz bizler.Çocuk olmadan bedene mahkum edilmiş olduk biz.Kalibimiz asla görmeyecek olanları açmış damarlarına.


Kör olmak bile sanat sayılmış kendimizi saklamak için.Karanlıktan korkmamızın nedeni gerçekliğimizin tokat gibi yüzümüze çarpmasından kaynaklı olmuş.Asla diye başladıklarımız yaptıklarımız olmuş.Asla kelimesine yüklemişiz yalnızlıklarımızı. Bizler neyiz kimiz ? İnsanmıyız yoksa insan bedenine hapis olmuş böceklermiyiz.İnsan olmak konuşmak mı düşünmek mi ? Olması gerekenler neden iyilik olmuş ? Asıl iyilikleri kimler kilitlemiş.Kimler bizim bahçelerimize bekçi dikilmiş ?


Şarkılar mı bizi anlatan olmuş? Başkalarının kelimeleri bizleri nasıl anlata bilir ki. Çok hırsız olmuş bir toplumdan ne bekleye biliriz ki. Tek başına olmak ne güç ne de güçsüzlüktür aslında.Aslında tek kalmama ,mızın nedeni kendimizle yüzleşicek kadar büyümediğimiz için. Nezaman büyümüş olucaz biriyle birlikte oluncamı, yoksa doğum yapıncamı , yoksa ölü olduğumuz anmı büyümüş olacağız bizler.


Bizler kanatlarımızı asla kabul etmemiş kişilere mahkum olduğumuzu ne zaman kabul edip kanatlarımızı arıycaz.Tabi arkanda bıraktığın benliğin hala bıraktığın yerdeyse. Çok sevmişiz hatalarımızı başkalarına yüklemeyi.Çok sevmişiz katili olduğumuz kalbimizi başkasının ellerine atıp sen katilsin demeyi.Aynaya bakmaz olmuşuz göz bebeklerimizle.Korkmuş olduk kendimizden.


Sesiz olmak çaresizlik sayılır olmuş aramızda.Bilinmez ki sesizlik aslında en güzel yetenektir.Bilinmez çünkü onu başkaları karaladı dillerinde.Nasıl olurda bizler yıldızlı gecelere sırt çeviripte arsız gecelere kendimizi hapis etmişiz.Cesaret mi bu sizler için , bu sizler için asıl olan korkaklıkken.Ellerimiz cenneti açıcakken nasıl olurda kirletmeye bu kadar aç ola bilirsiniz.Güneşe nasıl sırt dönersiniz sizler yüzünüzü okşaması varken.Ayaklarınızdaki ceset kırıntılarından nasıl olurda rahatsız olmadan koşmaya çalışırsınız.Bir gece olsun yıldızlara bakmayı ne zaman denediniz ki.Bakmak ve bakmak arasındaki farkı sizler nasılda görmezden gelebildiniz.


Hala saklı kalan benliğinizi aramak için başkalarından yardım almak sizler ne zaman bukadar düştünüz.Nasıl olurda hala ayaktayım diye biliyorsunuz kendinizi daha tanımadan.Yaş değildir bizi olgunlaştıran bizi olgunlaştıran içimizdeki bilmediklerimizi bulmaktır olgunlaşmamızı sağlayan.Dudaklarımız yalana açılmış doğrular bizim için kirlenmek olmuş.Bumu bizi insan kılan sizler için. Konuşmalara aç kalmak bizi yok etmeye başlayan kusurumuz.Geçmişi suçlamak bizim hatalarımız.Beklemek bile asilliğini kaybetmiş zavallı oluşunuzdan.

Rüzgarlara , yağmurlara aç kalmış ruhunuzu kaç kez yok saydınız.Kaç kere sokaklarınızdan gitmeyi istediz.Sizler kaç kere insan olup olmadığınızı sordunuz kendinize.Başkalarına mı düşürdünüz kendinizi konuşmaları için.Beklerken gelmez o bekledikleriniz , beklemek için bir parçanızı korumanız lazımdır.Ama siz parçalarınızı hiç bilemediniz ki koruyabileseniz.Kaldırımlarda yerlerde olan yüzlerin aslında kendi yüzünüz olduğunu bilmediğiniz gibi.Aslında yitirdiğiniz başkaları değil yitirdiğiniz kendinizden başka bişey değil.


Ve şimdi bizler var oluşun kirli parçaları ağır geldiğiniz toprak sizleri ne kadar taşır sorusunu kendinize sormaya başlamanız lazım.Çünkü sırtınızı döndükleriniz artık sizi beklemiyor.Bir gece sesizce sizi alıp götüren arkanızda bıraktığınız dillere döktüğünüz katili olduğunuz hiç görmediğiniz aramaya bile cesaret edemediğiniz benliğinizden başka bişey olmayacaktır.İŞTE TUTUNDUĞUNUZU SANDIĞINIZ YAŞADIĞINIZ HAYAT BUKADAR.

22 Mayıs 2012 Salı

Ve TANRI SEN ASLA YOLLARINI BİLEMEDİN....

Tanrıdır oyunun başlangıç noktası , sonunda  ya şeytan vardır ya da kendisi.Tanrı tek başına beklemenin uzun ve zahmetli olabilceğini düşündüğün den olsa gerek renkleri sunmuştur bizlere. Tanrı bizi çok fazla renklere bulayıp , bulanmanın sonucunda insanalrın hangi yoldan hangi renkle geçiceğini izleyip kendini eğlendiriyordu.Bu eğlence bizlerin oyuncu onunda izleyici olarak kalıcağı bizim asla yönetmeyi başaramacağımız oyunuydu. Tanrı kendi oyuncularının gözlerine ulaşabilmeyi becerebilseydi bu oyun daha heycan verici olabilirdi aslın da.

Tanrı oyun oynamaz dediğinizi duyar gibiyim. Tanrı oyun oynamıyorsa sizlerin yaratılmış olmaznızın asıl amacı pislik olduğunuzun kanıtıdır.Tanrı baş kaldırışları asla kabul etmeyen oynuna müdahale edilmesini kabul etmeyen tanrı ! Söyle bana bunları kabul etmezken çizdiğin yoldan gitmeyi red ettiğimiz an neden bukadar şiddetli cevapların oluyor ? Biz sana dönmüşken bizi görmediğin anlara karşı neden bu şiddet bize dönüyor ozaman ?


Bugün bana sarılan senin renklerin değil sadece susmanın verdiği grliktir.Seçime yöneltiyorum derken seçim yaptığımız an seni seçmeye bizi zorlamak mı senin oyun anlayaşın.Zora sürmek istenen senin duyguların mı  bizi sona ulaştırcak olan. Neden ozaman gidiceğimiz son aynı değilde farklı yerlere dolanıyor. Sen Tanrı tek başına oynamak isterken neden kendi yarattığını red etip karşı tarafa hamle hakkı tanıdın ? Bu hamleleri kabul etmiyceksen bukadar ihtişam niye ?


Ellerimzi maviliklere kaldırdığımız an mavilikleri bizden uzaklaştıran yaratıklarını göz önünde bulundururken göz yaşlarıyla yeşillendirenleri yok saymakmıydı renklerin ? Unutma bu yeşillikler dikilicek ruhumuza sen başka yere baktığında bizim ellerimiz iğnelerle sarılmış olucak.Ayrılık mı seni seçip seçmiceğimize karar vericek olan olgu . Yoksa yorgun meleklerini bize göndermiş olmanmı yoksayma anlayışın.

 Rüzgara fahişe olmayı tercih ettim yarattıklarına fahişe olmak yerine. Yolları sen kazmadın tırnaklarımızı bıraktık kazarken. Yeşillendirmedin , göz yaşlarımızı gebe bıraktık tohumlara.Sen yaratılışı başlattın devamını unuttun sonu hazırlarken.

20 Mayıs 2012 Pazar

Şiddet vardır ama bazı şiddetler vardır ki çok farklıdır..

Şiddetle başlayan duygular vardır.Asla bizi bırakmayacak olanlara başlangıç gibidir. Ne başlangıç olmuştur neden son olmuştur bu şiddet. Aşk gibi dir ayrılık gibidir ama en zorundan biriside elvada diye bilmektir ona onlara en çokta kendine elvada demek şiddetli başlar ve hiç tükenmeden şiddetle biter.
Bir geceye aç başlamak gibidir o duyguları yaşamak yersin yersin ama doymazsın.Sesizce köşeye çekilip iç çekersin yinede doyamazsın sen o şiddetle maruz kaldığın duygulara.Hiç bilmediklerin diline dökülme şiddetini bastırmaya çalışsan bile sen hala açsındır. Neye açsındır bilmezsin sen bilemezsin sen içindeki acıların şiddetinin verdiği açlığı kendi içinde olsada sen içine yabancısındır.
Şuana kadar seni saran tenin şiddetlidir sıkar seni sıkar sıkar en sonunda kendi şiddetine yenik düşmüşsündür. Sen bunu başkasına yorsanda seni sen bitirmişsindir.Sen kimdin kimlerden geçtin de kendini yok sayabilcek şiddete gebe kaldın.Umut senin için kaçış noktası mı olmuştu anlamını bilmeden sarıldığın.İnandığın neydi kişilerin mi inanışı daha sağlamdı sana anlattıkları , yoksa tanrının verdiklerimi seni inanışa eğdiren.
Şiddet vardır duygularının seni darma duman ettiği.Yıkıp parçaladığın şehirlerin vardır tam ortasında durmuş kendini kendi dikenlerine sararken unutuyorum diye bilmek mi seni tanımlayan. Unuturum dediklerine sırt dönmenin verdiği şiddet seni güçlümü kılıyor sanıyorsun? Avuçlarının terlemesine titreyen bedenin mi senin güçlü olanın.Konuşanları susturmak mı güç yoksa kendi şiddetini terimlemek mi güç ? Şiddet bir güç mü ? Duygumu onu kamçılayan yoksa yerlere attığın gözlerin mi anlamını yitirenlerin?
Şiddetli duygular vardı insanalrın olduğu zamanlar da. Şimdi şiddetli duygulara aç olan yaradılmışlar var insan olmaları için kendilerini arayan.Hala sana aç olan şiddetli duyguların var , yağmur tanelerinde saklı bedenin aç olduğu damlalar varken sen içindeki damlaları nasıl olurda yalnızlığına akıtabilirsin.Gece olunca bişeyler değişirken hala aynı yerde kalıyor olmak mı konuşma hakkını açtı sana.İçinde sesizce hıçkıranı merak etmeyen şimdi kalkıpta şiddetli olan duygulara tecavüz ediyor.
Elleri , ellerin , elleriniz , ellerim aslında bizim asla görmediğimiz çizgilerin yoluna aç olan alanı kaplarken göz bebeklerini nasılda boyamalarına izin verdin , verdik , verdim.
Şiddet vardır bedeni sarsan şiddet vardır bedenleri tutsak eden ama ihanetimize uğramış şiddet vardır ölürken bile açlığımızı bastıramadığımız sonsuzluğu olan o şiddetli ihanete
uğramış duygularımız.Saklı bir yerde duran kendini göre bildiğin an insan , şiddeti yaşadığın an kadın-erkek ve birleştiğin an olmacağınıza daha nekadar sırt döneceksiniz.
Sarman lazım kendini aslında ama hala duygularına sırt dönüpte başkalarına aç kalmak kötü değil mi ? Arkana baktığın zaman titreyen ellerini nasıl saklaya bilceksin gözlerinden veya hislerinden.
Artık bedeninden akan kan değil şiddetli duygularına ihanet eden yalanlarındır.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

bir anda dökülenler....

Hayatamıza alabilceklerimizi önceden hesaplamaya çalışsak bile, bu sefer doğru oldu kavramını  tam anlamıyla gerçekleştiremiceğimiz herzaman yüzümüze tokat gibi çarpsada yine de demekten kendimizi alamıyoruz.Kayıpsız başladığımız yola kayıplar vererek ilerlemek zorunda olduğumuzun gerçeğine vardığımız an daha fazla kayıp vermenin vericeği zevke sırt dönemeyenlerden olucak olmamızda kaçınılmaz.Bizler zevke düşkün yaratıklarız.

Bir nefes kadar yakın olanmı bizim olan , yoksa karanlığa dokunurken güvendiğimiz ruhumuzmu bizsiz .Ayak seslerinin uzaklardan geldiğini bildiğimiz halde korkuyla titriyor olmamız en büyük kayıbımızın yerini doldurulmuycak kadar büyük olmasından mı kaynaklı.Neyaptığımızı bilmeden başkasına bana ne yaptın diye bilmek mi bizleri tatmin edicek.

Ellerimizden kayıp gidenler vazgeçtiklerimiz değil aslında vezgeçemeyip kaybettiklerimizden başka bişey değil.Sesizce izlemeyi tercih ettiğin an aslında kendini bulmaya yaklaştığını anlamaya başladığın an işte o ana yüz çevirmek sizler bizler için güç gösterisimi oldu yani.

Bilmiyorum bilmiyoruz bizler kayıp vermenin aslında ne demek olduğunu.Göz yaşımı bunu ödemeye yeticek olan.Yüzüne vuran ıslak rüzgarmı alıp götüren seni karanlıklara yoksa ondan korkup kaçmaya başlayan senmisin karanlığa kucak açan.Bizler tüm beyazlara utanç vermiş varlıklarız.

Asla olanlar yapa bilceklerimiz iken yapamayacaklarımızı yapıyor gibi yaşamak bizim zaten en büyük yalana gebe olduğumuzun kanıtıdır.

13 Mayıs 2012 Pazar

Eller ve kelepçeler ....

Ellerimizin çok fazla yeteneğinin olmasına rağmen sınırlandırmak veya sınırlandırılması bizi gözle görülemeyen ama orda olduğunu bildiğimiz kelepçelere maruz bırakıyor. Yaptıklarımızın yanında taşıdığımız egomuz her an yanımızdayken olduğumuzu sandığımız ama asla olmadığımız kişiler arasında olan çatışmaya göz yumuyor olmamızda bizi bağlayan kelepçelerimizdendir. 

Biliyoruz hapis edilmeye çalışıldığımız o yaşam parçasını. Bilmiyoruz ki bize sunulan yaşam parçasının kişilerin istediği için oluşturduğunu. Peki özgür olması gereken ellerinle yaratacağın kendi yaşam parçanın nasıl olucağı sorunun bıraktığı o merak dürtüsü nereler de? Kişilerin her yaptığı harekete anlam yüklediğimiz kaçınılmaz gerçek iken bizim, onların,  sizin kısıtlanmış olduğu gerçeğini anlamış olmamıza rağmen neden bu gerçeği dökemiyoruz bizler? Bu gerçeği bildiğimiz halde neden karşındakilerinde bu gerçeğine saygı göstermiyoruz? Şımarıklık mı yoksa çok biliyorum arzusumu bunu bizlere yaptıan. Nedir bizleri kelepçeye vuran asıl konu, kavram, gerçek? 

Yazılar yazmak için duygularımızı dökmek için kullandığımız ellerimiz bunu gerçekleştiriken başkalarından esinlendiğimiz veya çaldığımız düşünceler beynin ve ellerilerinle zıt orantıdadır. Bu orantının zıtlığına rağmen çalma eğilimini gerçekleştrirken uyguladığımız baskıyı kendi yaşamını oluşturmak için kullansaydınız şu andan daha farklı biri olabilirdiniz. Kendilerini süsleyen şık kadınlar süslerinizin altında parlayanlar müceverleriniz değil kelepçelerinizdir. Kaliteli olmak kelepçeleri boyamak değil onları kırmaktır aslında.

 Biliyoruz bunların bizi sardığını sarstığını. Bildiklerimiz yapamadıklarımız olmuş. Yapmak istediklerimiz çok iken sadece sözlerle bir yerde olduğumuzu gösterme yeteneğimizi her an geliştirebiliyoruz. Kendimizi geliştirmek yerine bunu tercih ediyor olmamız da olduğumuz alanın darlığını gözler önüne seriyor. Sözlerle boyadığınız kelepçeleriniz bir zaman sonra boya tutmadığında asıl olduğunuz ve sakladığınız kişinin yükleşinine asla engel olamayacaksınız. 

Gözlerinizi kapadığınız an cennette, çok iyi bir yerde, sevdiğinizin yanında olduğunuzu hayal etseniz bile asla olayacağını bilipte belki diye sarıldığınız boşluğunuz. Uzatmak istersiniz ellerinizi, uzaklara sarılmak istersiniz belkide sevişmek istersiniz de o görmezden geldiğiniz süslediğiniz kapattığınız ve hiç uğraşmadığınız kelepçelerinizle sizler nereye gidebileceksiniz ki? 

Elleriniz başkasının mı yoksa kendi korkanlığınamı boyun eğmiş ?