Her an atılan adımların temelini saran umutların bir bir çekilip alınmasına rağmen devam edenler vardır elleri üzerinde bu hayatta yoluna..
18 Kasım 2014 Salı
23 Ağustos 2014 Cumartesi
Bir şişenin içine mektup yazacak olsaydım bu olurdu. Bana getirmesi için onu...
'' Unutulmaya yüz tutmuş ruhların bıraktığı sevgi ışıltıları adına....''
Sevgili;
Zamanın neresinde seni yakalayacağımı asla bilemedim . Her daim engebeler , yüzler , kapanan perdeler , koşmak veya yürümek belkide ikisi bir anda ancak asla ne yakalayacağımı bilemeden sadece ilerlemek. Birinin sadece koşması sonunu düşünmemesi doğrumu acaba ? Bunları düşünürken belki bu kapıdır , belki de buradaydı , taşın altı diye diye ellerimi sokmadığım delik kalmadı sanırım bu zaman içerisinde. Seni arıyordum sevgili seni bulmak için değil seni yaşamak için arıyordum.
Güneş ışıklarının tanelerine gömülü olduğunu bilemedim sevgilim. Bilemedim ki kokunu aldığımda arkamı dönüp bakmam gerektiğini. Hani bazen tanıdık bir koku hissedersin bir anda *Ben bu kokuyu tanıyorum ama nereden ? düşünür düşünür bulamazsın ama o koku sende çok anlam kazanır ya . İşte öle bir şeysin sen. Hatırladığım ama yüzünü görmediğim , anılarım yüzüme yansısın en derinden gelen ışıltı.
Sevgilim bir bilsen senin için neler biriktirdim. Bazen yanlışlara düştüm , bazen çok mutlu oldum bazen ise bedenimi yok etmeyi düşündüm ama yinede zamana boyun eğmeden seni aramaya devam ettim. Bazen belki senin için biriktirdiklerim den başkalarına gösterdim kızma bana sevgilim bilemedim o anda aslında onların doğru olmadığını.
Sevgili sen artık benim tenimden akacak son su damlası olmalısın.
Ve şimdi gözlerimi kapadım ...... Seni biliyorum.....
22 Temmuz 2014 Salı
Kayıp ilanı gibi değil ki aşk kaybettim aşkımı bulan getirsin diyesin.....
Başlangıçların bitişi gibi hayatın da her daim bir bitişi vardır. Bitişleri yanlış yaşayanların hükmü bitmeli diye her düşündüğümüz anın çok olması gözlerimizi korkutur. Hoş korkmuyorum diye başladığın her yolda korkuyla sona ermedi mi. Işıldayan yıldızların bir gün senin olacağını düşünerek umutla yaşamaya tutunmak, zor olmasının yanında asla anlaşılmayacak olan. Peşimden gelmelisin diyen her birey onların peşinde olduğunu anladıkları ve emin oldukları an gözlerinin önünden yer altına iner. Yıldızların gökyüzünde olması gerekmez miydi. Yıldız ve yer altı mantarı ayrımını yapamayan bir birey olmak mı en kötüsü yoksa bunu bizlere göstereceklerin artık yok olması mı lanetin kendisi.
Yine de umudunu asla kaybetmemek gerek derler. İnsanlar her zaman bir şeyler derler de........ Ahhhh bu insanalar kendi yapamadıklarını başkalarına yüklemeyi ne kadar çok severler. Tanrı çocuklarını unutur , şeytan egosunu tutar arada çırpınarak yüzmeye çalışanlar en son boğularak ölür. Sıcak iken nasıl buzullara gömüle bilirsin ki bir beden de. Elveda vakti geldiğini tenindeki sıcaklığın gün geçtikçe azaldığında anlarsın. Soğur her yanın dokunduğun , seni sıcaktan yakan o ten artık bir yabancıdır ama sen bunu asla durduramazsın. Gitme vakti geldiyse asla buna engel olamayacaksın.
Yıldızlara ulaşamadan elveda dediğin kaç tane bedenin oldu veya kaç kere öldürüldün . Hangi parçanı nerede bıraktığını hatırlayamadığını fark ettiğin an kaybolduğunu anlarsın ve sen artık yoksundur. Yıldızlar düşer , yağmurlar yağar , toprak içine alır ve sen bu çamurlarda kalırsın. Elini her uzatanın tanrı olduğunu sanman mı aptallık acaba. Kayıp ilanı gibi değil ki aşk kaybettim aşkımı bulan getirsin diyesin. Aslında bizler her şeye o kadar fazla anlam yüklüyoruz ki en sonunda teke tek bir savaşta olduğumuzu karşımızdakinin aslında yok olduğunu anladığımız an bitiyor.
İstemez miyiz ki kelimelerimiz mutlu olsun . Seçeneklerimiz çiçeklerin içerisinde gömülü olsun . Her mevsime , her gördüğüne , her gördüğüne elveda demek için mi birine kalbini vermiştin. Peki daha ne kadar kalbini parçalara ayıra bilirsin ki . Yalan birinin hepsini bulup sana getireceği . En büyük yalan kendi içinde sakladığın duyguların yoğunluğu aslında. Açlığını kayıplar vererek mi doyurmaya çalışıyorsun.
Kapa gözlerini bekle yıldızlara bak yine kapa gözlerini ve umuduna gebe kal kendini sev başkasından önce her şeyden önce kendini sev ve yıldızını o şekilde ara. Kendini sevmeyenlerden şikayet etmiyor muydun zaten .
Ölmeyin bizleri parçalayanlar yaşayın ve ayaklarımızın altında yok olacağınızı asla unutmayın.
10 Mayıs 2014 Cumartesi
Sen beni seviyordun , hepimiz birini seviyorduk sonra sevmeyi mi unuttuk.
Kim olduğunu henüz bilmeden başladığın her yol senin felaketin ile sonuçlanıyor ise , harcadığın her dakika hem seni hemde bir başkasını ne kadar taşıya bilir ki . Gözlerinle gördüklerin mi gerçek olan yoksa hissettiğin mi. Kötü olabilecek her hangi bir şeyi kalbinde hissediyorsan yaşadığının kanıtı olan mı dır. Mutluluk sığ iken üzüntü bir okyanus ise bu ne kadar doğru olabilir.Her biten ilişki sonrasında yeni bir adıma merhaba demek için hazırken eski olanları yeniden çıkarmak ne kadar haklılık payı verebilir ki.
Mutlu görünenler gerçekten mutlu oluyor mu , yoksa bir taraf kendinden çok fazlamı ödün veriyor. Bir çok soru olsa da bunların cevapları asla bulunamayacak gibi. Her birey yeni bir hayat için çabalarken yeni bir hayatı aldığından nasıl bu kadar gaddar olabilir. Yalan söylemeyi sevmem diyenlerin yalanın en güzeli ile bizleri içlerine almaları komik derece de korkunç. Bedenin istediklerine önem verip ruhunu fahişe hale sokuyorsan yeni hayatına aldığın her kişiye bu haksızlık sayılmaz mı. Beni olduğum gibi kabul etmelisin diyen birine tamam dediğin an aslında kendinden verebileceğin en büyük ödünü verdiğini anlaman yüzüne vurulan en ağır yumruktan bile daha sarsıcı olmaktadır.
Ahhhh hayat hem çok güzel hemde en berbat hayat...
Yağmur da sevişmeyi sever misin ?
Yağmuru kirletmeyi seversin aslın da ..
Cevaplarını bildiğin ama belki öle değildir diye düşündüğün her an senin hayatından çalınan zamanla aynıdır. Birini kendinden çok mu sevmek doğru olan dı ? Bilemiyorum , bilmek istiyorum , korkuyorum. Kırmızı orospular sarmış her yani. Rengarenk olmak neydi ?
Yüzleri olmayan adamlar var etrafta . Yüzlerini çok güzel saklayan insanlar var evren de . İnsanlar yok olmalıydı aslında. Yüzmek neydi ? Yüzünü nerede bıraktın .
Heyyy sen beni seviyordun , hepimiz birini seviyorduk sonra sevmeyi mi unuttuk.
Saatler lanet gibi gerçekten tam bir lanet.
Şimdi kim benim sorularıma cevap verebilir ki. Kimler başkasının bıraktığı yaraları kendileri iyileştirmeyi göze alabilir ki ?
Yaraları olanların çoğunluğu başkalarına yara açmaktan başka hiç bir işe yaramayanlar sizler ölmelisiniz.
5 Mayıs 2014 Pazartesi
İLK VE SON KEZ BUNU YAZIYORUM TEŞEKKÜR EDERİM OKUYANLARA
''Okuyan okumayan herkese merhaba . Bugün her şey den farklı
olarak içimi dökmek istedim. Okuyanlara ve yorum yapacak olan kişilere şimdiden
teşekkür ederim.''
Uzun
zamandır doğru düzgün bir ilişkim olmadığını kabul etmek ile başlaya bilirim
aslında . Bir çok kişiye kendi ilişkileri hakkında yorum yaparken çok yardımım
olduğunu söyleseler bile kendi ilişkim olduğunda ne yazık ki o kadarda iyi
değilim. Kıskandığım ilişkiler oldu her
zaman gözlerimin önünde yaşanan iç çekerek kaç gecem geçti pekte bilmiyorum.
Şunu biliyorum ki ayrılık bir kesinlik her şey bitme üzerine aslında ama şu var
ki bitim şekli en önemlisi olan . İyi bakmaya çalışıyorum sanırım şuanda ama
öle . Hani derler ya ne gemiler yaktın diye o kadar fazla gemim yandı ki
denizden korkar oldum . Gerçek anlamda bile korktuğum söylene bilir.
Dürüst
şekilde bütün kartlar açık olarak başlasam bile her zaman aynı sözler ile karşılaştım
sen mükemmelsin fedakarlık yapıyorsun ama sorun bende. Ya önceki ilişkilerinin
sonucu ağırlığını ben çekiyorum yada mükemmel yalancılarla karşılaşıyorum. Ne
kadar sert bir yapım olduğu görünse de aslında bir o kadar da duygusal
biriyimdir. İlk kesik acı verir zamanla geçer ya en kötüsü de cam kesiğidir ya
onun gibi bir çok kesiğim oldu aslında kalbimde ruhum da . Mükemmel derece de
gülümseye biliyorum evet bu konuda çok uzmanım. Hayır aslında bir başkasına tutup ayağa
kalkmak tek başıma ayağa kalkmam gerektiğinin farkındaydım her zaman . Öle de
yaptım her yeni bir kişide sanki öncesi olmamış gibi davrandım onun üstüne
önceden olan kırıklıklarımı yüklemedim hata belki de buydu.
Şimdi bile
kalbim acıyor ama tam ters yönü garip bir rahatlıkta var sabahtan beri ağladığımdan
olsa gerek. Herkes beni gerçekten seven biri olsun derdindeyken gerçekten seven
biriyle karşılaştığında bu istediklerini bir anda unutuyorlar. Hayır, hayır ben
bir başkasını istemiyorum şuanda sadece içimi rahatlatıyorum diyebilirim.
Yalnızlık bir
senfoni olsaydı milyonlarca çalgısı olurdu bu evrende. Mutlu olanların sırrı
varsa bizimle de paylaşmaları lazım aslında. O kadar çok çocuk kalıyoruz ki bir
anda bir deprem ile yok olup gidiyoruz. Doğru ya en ufak bir çiçek bile nice
zorluklara rağmen gün yüzüne çıkmak için sabırla ilerliyordu. Kıskanıyorum onu
da.
Elbet unutacağım
, kesinlikle unutmayacağım ama umut tükenmemeli yürümeye devam etmeliyim
ayaklarım kanasa bile parçalansa bile devam etmeli sakinliğimi korumalıyım .
Bir masal sona erecek ve bir gün yine bir masala başkahraman olacağım. Kahramanları öldüreceğim içimde paslanmış
kolonlu şehirleri yine kurmaya çalışacağım. Katilim ile yüz yüze geleceğim
yüzüne bakacağım gözlerimi devirip sırtımı döneceğim. Sesiz kalacağım kalbimi
kundaklara alacağım ve büyümeye devam edeceğim. Beni ben olduğum gibi sevecek
biri ölmeden önce mutlaka gözlerime düşecek.
30 Nisan 2014 Çarşamba
Toprak mezarım değil cennetim misali...
‘’Biliyor
musun her ışık harika olsa da senin ışıksızlığın benim için mükemmeldi.’’
Güzel okyanuslara
gömülsün bedenim ruhum balinalar ile yaşasın aşkı. Yunuslar gibi şen şakrak
sesleri duysun kulaklarım, gözlerim her yeri gören iguana gibi olsun. Bedenime
hapis tutmasınlar beni yaşamak için seçilen yolum değil yaşamak için kendi
yolumu açacak gücüm olsun. Şimdi bile gözlerim ufka bakarken yanıyorsa nefesim
göğsüme batıyorsa hala çok başındaysam hayatın bilgi canavarı gibi yaşamaya
çalışmamam gerekir.
Evrene
saldım ruhumu gezegenlere baksın, yıldızları görsün yok olmuşluğa şahit olsun
geri gelsin anlatsın bunu tüm gözeneklerime bedenime. Kayaları delip geçen
tomurcuklar kadar yaşama tutunma gücüm olsun gökyüzü üstüme işesin ben yine de
yeşile göz yummayım. Umutsuzluk kapı
komşum olsun, umudum ev arkadaşımken yine de değerini bilmek için komşuya a
bakmak gerek.
Ağaçlar
altına gömülsün bedenim tohumlara gübre olayım. Bedenim için yanıma gelenleri
lanete süreklerin gözyaşlarım. Yaşadıklarını düşünürken illüzyona yenik düşsünler.
Bir gün tanrı bana gerçek olduğunu kanıtlasın. Yarattığını savunduğu insanlığı
yok etsin. Varsın olsun bende yok olmuş olayım. Doğru ya beden zaten yok olma
mekanizmasıydı. Ruhumu sakladım ufak kutuların içine matruşka misali iç içe koydum
koydum en sonuna gelebilecek ruh henüz yeryüzüne inmedi. Ruhum hala evrenden
geri dönüş yapmadı.
Ve bir
gün yok olma arifesin de yine ellerim toprakla bir bütün olsun.
31 Mart 2014 Pazartesi
Biliyorum nasıl özlem olduğunu..... Lanet ....
Ve ben seni gördüm bir ben vardı senin içinde sanki...
* Ve sen beni gördün senin içinde asla olamadım
Ve sana dokundum içimdeki donmuş buzullar sele neden oldu....
* Ve bana dokunduğunu hissettim önceden ezberlediğin bir tende olduğu gibi...
Ve senin yüzüne dokundum ......
* Ve parmak uçların kaydı yanaklarım dudaklarıma ve yolun sonunu çoktan biliyordum...
Ve gözlerim seni gördü....
* Ve gözlerin avına bakan bir atmaca gidi gördü beni...
Ve seni istedim her zaman bedenimi ört diye
* Ve beni istediğini söyledin senin , onun , ve bir çok kişinin olduğu gibi bedenimi gördün..
Ve sana AŞIK olduğumu söylüyorum...
* Ve bana AŞIK olmadığını bildiğimi içimde saklıyorum
Ve SENİ SEVİYORUM diye haykırmak istiyorum
*Ve beni asla sevmeyeceğini biliyorum dillerinin alışkanlıklarında sallanacağım gibi..
Ve seni bugün özledim
* Ve bugün yine ruhum dışındakiler ile sende olmamamı istiyorsun
Seni özledim
Biliyorum nasıl özlediğini.
Kısa kısa........
Hiç yazdığınız bir yazıdan, duyduğunuz bir sözden, okuduğunuz bir kitaptan, koştuğunuz bir yoldan veya baktığınız gözlerden pişman oldunuz mu ? Başlangıçlar her zaman yeni umutlara yepyeni duygulara gebe olsa da çok nadir ilişki sonuna kadar devam edebiliyor. Yarı yola bile kadar ilerleyemeyen duygulara kapılmış olmak, birini suçlamak gerekli midir ki. Bilmediğin dillerde olan şarkıları dinlerken bile sanki senin için yazılmış olduğunu hissedebiliyor olman o anın çekiciliği içinde seni sarıp sarsana da, bilmediğin dilin seni götüre bileceği yer karanlık bir akvaryum gibidir.
Pişmanlık üstü örtülse bile en kötü kokan cesettir. Bir çok pişmanlığının olması seçimlerinin yanlış olduğunun en acı kanıtıdır. Bazen düşünüyorum da bir çok pişmanlığımın olması tamamen benim sorunum. Kabul ediyor olmak bile bazen zor gelir hepimize. Sözlerle yaşadığımız hayatlarımızı gerçeklikte de yaşaya bilseydik o zaman tatmin olma açlığımız tamamen geçebilirdi.
Derin yaralar içerisinde yürümeye çalışan küçük mikroplar kadar bile bir çaba sarf etmeyiz bazen gidenlerin arkasından. Hoş gitmek isteyen her zaman gidecektir. Bazende pişmanlıkların la kalır kucağına alır dilini koparır atar, yüzünü gömer yerlere , bedenini salarsın rüzgarlara birlikte en derin çukurlara. Gömülmek için yalvarmaya başlarsın. Unutmak , unutulmak ister bekler arzular ama asla istediklerine kavuşamazsın. Tanrı seni bok çukura atmak için kullandıysa oradan çıkmak için yine o tanrıya el açmak pişmanlığının en büyük katmanı olmalı.
Pişmanlıklarını gizlemek için harcadığın çabayı onlardan kurtulmak , yeniden en baştan tekrar başlamak için kullansaydın, kullanabilseydik şu anki kadar dipte olur muyduk acaba ? Hayat için sorulan her sorunun cevabı sorunun ağırlığının binde bini kadardır.
2 Mart 2014 Pazar
Mutluluk mu bilmem ama bir an için düşündüm de bahsedilen....
'Her an atılan adımların temelini saran umutların bir bir çekilip alınmasına rağmen devam edenler vardır elleri üzerinde bu hayatta yoluna.'
Mutluluk için her zaman birine veya bir şeylere ihtiyaç var sanılır. Bir çok kere bu yanlışa düşmüşüzdür hayatımızın bu bölümüne kadar. Bir kaç defada bu yüzümüze çarpıtılsa da, her kişi yanlışı korusa da yine ihtiyaçtan öte bir durum olmuştur bu.Doğduğumuz an birine olan ihtiyaç bizlere aşılanıyor aslında anneye, babaya, aileye, arkadaşlara, çevreye, sevgiliye bunları tamamlar isen mutlu olursun birini kaybedersen mutsuz olursun basit ama bir o kadar kırıcı bir yaptırım.Mutlu olmanın bunlar olmadığını anlamam yakın bir geçmişe bunu kavramam sonsuzluğa açılan pencereler gibi.
Rüzgar ile gelen mutluluklar vardır. Yağmur kokusunu taşır içinde , ilk bahar kokusunu , son baharı yumuşak bir dokunuşu vardır tenimize. Onun verdiği o anki hazzı başka bir bedende aramaktansa rüzgara bırakmak en güzel mutluluk kaynağı olur ruh için. Sert halleri de vardır rüzgarların kış gibi keskin üşüten mutlu ettiği zamanların kıymetini bilmemiz gerektiğini bize öğretmek istercesine.
Yağmur ile gelen tazelenme vardır. Ardında bıraktığı toprak kokusuyla bizi sarıp sarmalayan, sanki yaşadığımızı bize kanıtlama çabasındaymış gibi bütün benliğini alıp en güzel zevklere mutluluğa boğan bir gök kuşağı misali.Bazı anları vardır sel olur taşar yoluna çıkan her şeyi alır ve bir daha geri gelmemesini sağlamak için yemin etmiş koruyucular gibi her şeyi silip süpürür. Bazen bu bir yaşam bazen bir ev bazen çok sevdiği toprağı alıp götürür. Sanki dünyanında bazen yıkanıp ağırlıklarından kurtulup rahatlamaya ihtiyacı varmışcasına şiddetle siler her şeyi.Hem huzur hem korku hemde mutluluk veren yağmur yazın kuraklığında tenimizi rahatlatmak için bir anda gelen meleğimiz mutluluk kaynaklarımızdan biri.
Zaman ile gelen hayatlar vardır. Fazlalığının yanı sıra bir birinden farklı olsa dahi sonuçlarının aynı olduğu topluluk içerisinde az olsa kendini taşıyanı bulmak için savaş alanın. İçine sığdırmaya çalıştığın rüzgarlar, yağmurlar, ümitler, güzellikler, kederler, ölümler ve bir çok duygu,insan,hayvan,canlı hayatın içine hayat sığdırmaya çalışarak kaybediyoruz bazen anılarımızı. İstediğimiz basit dahi olsa ulaşmak için kendi kendimize oluşturduğumuz labirentlerde kaybolma yeteneğimiz çok fazla.
Mutlu olmak biri, biriler gibi değilde mutlu olmak gözünü kapadığında içinden bir anda renklerin fışkırması gibi olmalı. Her şeyden az biraz bir tutam aşk, bir tutam sevgi, bir tutam dostluk, bir tutam doğa, yağmur,rüzgar,güneş, okyanus hepsinin karışımı olan ama bir bulamaç edasından bir malzemesini fazla kaçırma gibi değil. Hepsinin karışımını aldığın hayat daha mutlu ve sana özel bir tarif olur.
Ve mutluluk anlatılmasını zor olsa da , anlatmak istenilen ne bir mutluluk neden mutsuzluk hepsinden bir çimdik atılarak yapılmış bir karışım piştiğinde ne olması gerektiğini de karar verecek olan sensin..
26 Ocak 2014 Pazar
Sevmiyorum seni , aslında aşık ta değilim kabul etmeliyim ki sen benim bu anlatımla hayat eşim olur musun ki ?
Savaşlarım olmuştu benim sayısını hatırlamadığım her seferinde yarım kaldı veya savaş alanından kaçanlar oldu karşımda. Savaşım dı benim söyleyemediklerimi yaşamaya çalıştığım. Huzur mu arama çabalarım dı. Her seferinde güzel başlayan hikayelerim olduysa da sonu aynı şekilde hazırlanmıştı aslında. Biliyordum bunu , biliyorum ki bu savaşın yine terk edilen savaşçısı ben olacaktım. Göğüs gere gere geldiğim topraklar benim için kuraklığa dönüşürken akıttım kanımı, akıttığım göz yaşlarımı ve ben yeşillendirdim kendi kanımla topraklarımı. En sonunda son savaş alınına gidişim korku dolu, istemsizce değil tam aksine tam bir karar bakışlarım vardı gözlerimde. Parlaklığına henüz ulaşamamadan açtım ve baktım derinlere baktım. Kimdi karşımda ki kimdi ruhumu verecek olduğum . Kim olursa olsun açacağım demedim, kim olursa olsun bu sefer savaşacağım dedim. Yeminlerimi aldım sırtıma taşıdım taşıdım ve sonunda karşıma o çıktı.
Ahhh TANRI sen oyunlarını her zaman tam vaktinde devreye sokardın ama bu sefer bir ayar bozuldu ve o benim gözlerime zamansız çıktı. Gözlerim parlaklığında takılı kaldı. Bedenim değil ruhum kilitlerinden tek tek kurtulmaya başladı. Ben buna hazır değildim halbuki ben bunu bilmeden ruhum bu sefer ayaklandı . Ruhum açlığını doyuracak olanı seçti. Kelimelerim az kaldı anlatamadım ona aslında onu yıllardan beri tanıdığımı. Anlatamadım onu her seferinde izleyen gözlerimin olduğunu. Utandım yavaş yavaş hareket etmeye başladım hem beyin hem kalp hem ruh aynı ruha sahip olmak istemiydi ki ? Bunu her zaman sorsam da tek cevabım var dı KESİNLİKLE İMKANSIZ. Ahhhh büyük konuşma derdim bir zamanlar ama iyi kide konuşmuşum diyorum şimdi.
Bir adam vardı hayallerimi süsleyen bedene girmeden ruhuyla dolaşan içimi tatlı tatlı yıllardan beri kemiren. Her seferinde karşımdakileri o sanarak kaybettiğim her dakikam şuanda benim için bir kayıp. Yine de iyiki de o kayıplarım olmuş ya olmasaydı o adam gelirmiy di ruhuma ?
Sevmiyorum be adam seni , sevmek o kadar az kalıyor ki kelimelerim de, sözlerimde. Aslında bakarsan hiç mi hiç aşıkta değilim sana aşk neydi ki olduğumuz alanı sınırlayan bir lanet gibi artık benim için. Ne bir sevgi ne bir aşk o adamın benim için hazırladıklarına terim.
Sevmiyorum be adam seni . Gözlerimden süzülen tatlı suların dudağımda bıraktığı o tadı yakalamak için ne kadar çok bekledim seni. Ahhh ne kadar tatlıydı dudakların. Aşık değilim be adam sana göğüs kafesimi delip geçercesine atan kalbimin sesi Aşk onun için çok az kalır artık.
Sen benim anlattığım aşktan bile ışık yılı ötedeyken ben nasıl sana seni seviyorum ben nasıl sana aşığım diye bilirim ki . Az kalıyor bu terimler anlatmama kelimelerim bu sefer gerçekten az kalıyor duygularımı dökmeye.
Sen rüzgarım ol ben senin alıp götüreceğin bir yaprak. Sen benim toprağım ol ben seni sulayıp yeşertecek yağmurların. Sen benim doğumum ol ben senin yaratılış kitabına dönüş eyim. Sen benim eşim, hayat arkadaşım ol ben de senin yanında yanıp tutuşan alevin.
Sen benim ol bende senin olayım. Aslında biz olalım aynı bedende yaşayan ruhlarımız olsun. En sonunda geleceğim ol ki ben artık yarın ne olacak demeyim.
Böle seviyorum seni be adam , bölesine de aşığım işte ama bu bile tatmin etmiyor beni bu anlatım bu kelimeler yetmiyor anlatmama sen anla benim gözlerimdeki sana olan açlığı..
Korkularınla karşılaşman gerekir ise...
Korkunun her anlamda içimizi titrettiği doğru olsa da . Asla gerçekleşmez dediklerimizle yüz yüze kalacağımızı hissettiğimiz an işte o an korkunun en şiddetli doğumuna hazırlanmaya başlamışızdır bile. Sayfalarca anlatılsa bile günlerce sözlere dökülse bile asla anlamını tam ifade edemeyeceğin korkuların vardır. Bedene hapis edilmişlerin gezegeninde ruhunu aramaya başlamış olman bile korkunun sana getirisinden.
Açma kalma korkusu, yaşama korkusu, savaşma korkusu bir çok korkunun var olduğu bu gezegende korkusuzca, umutla, dört kolla sarılabileceğimiz bir ağacımız var mıdır ki bizlerin.Yalnız başımıza yaşamadığımız gerçeği her gün yüzümüze çarpsa da, gözlerimizin yalnızlıkla dolu olması korkunun bize sunduğu lanet gibidir.
Yollara düştüğüm an korkularımla savaşmam gerektiğini kendimi hazırlamış olsam bile uygulamada sınıfta kaldığım gerçeği de aşikar ortada. Korku umutsuzluk ise , gülümsemeye devam etmeye çalışmak umuttur. Gün gelecek korkularımızın olmadığı bir hayatımız elbette olacak. Elbette bu hayatı yaşayanları göreceğiz daha fazla. Daha fazla özgür olacağız. Göz yaşlarımız artık kurutmayacak bizi.
Ve elbet bir gün ...........
Umuda kapılıp yolunu kaybedenlerden biriyseniz yinede gülümsemeye devam edin ya siz de bütün parçalarınızı asla bulamayacağınız birde bıraksaydınız ?
Ve elbet bir gün yine......
25 Ocak 2014 Cumartesi
Peki ya kelimelerim bittiyse ve SEVGİ anlatılamıyor ise ....
Sevmek , sevilmeyi istemek hiç bir zaman azalmayan duygumuz. Bedenimiz bu dünyaya veda edene kadar bu arzu, bu istek asla bitmez. Bazen kalbine bir yara kalır geleceğini karanlıklara hapis etmiştir. Bazen o kadar mutlu eder ki asla bitmesini istemeyiz. Sabahların anlamı, gecelerin arzusu sarmıştır bedenimizi, ruhumuz ise asla kelimelere sığmayacak kadar uçmaktadır. Seviyoruz sonuçta, sevildiğimizi görüyoruz hissediyoruz. Ahhh keşke onun bedeninin de ruhunda hapis kalsaydım. Dediğin anların şuanda sana bıraktığı tat kadardı her sevgi isteğin, her sevginin verdiği anlar. Tatlımıy dı ki bıraktığı _
Sevmek ahh sevmek sen nasıl bir lanetsin, sen nasıl bir çiçeksin asla açmayan ama açtığını gözlere sermek için illüzyonda usta sanatçı.Rüzgar gibiydi sevgi delip geçerdi bedenini kulaklarında uğultu bırakırdı, o kadar çok severdin ki kelimeler, sözler neydi nedir anlatımı. Kimse durduramadı kalbimi, kalbimizi bir anda öle bir şeye girdik ki gözlerimiz görmez, dudaklarımız açılmaz oldu. Tanrı sanki cehennemi koydu sevgiye ve bizler sahte cennete kapıldık gözlerimizin örtüleri indiği an
-Gördün mü yananları.
- Bunlar neden böyle.
-Ben neredeyim. Bir sevgim vardı benim. Sevgilim vardı gözlerimde aşkı yaşatan o.........
Ahhhh göz yaşları bedenini delip geçen rüzgarlardan yaşarmayan o gözlerin neden şimdi ..... Gözlerimden su akıyor ama bu su tatlı değil....... Kalbim kanıyor ...... Vücudum bunu nasıl kaldıracak...
Lanetim, benim asla kırılamayacak kilitlerim yinemi .........
Devamını asla getiremeyeceğim kelimelere gebe kaldım.....
Kanatlarım yok benim uçayım. Ayaklarım yok benim adım atayım. Ellerim yok benim tutayım. Kalbim ? O neydi ?
İçim acıyor neden bilmiyorum, gözlerim doluyor engelde olamıyorum. Ben ben sanırım..... Devamından korktuğum kelimelere asılı kaldım..
18 Ocak 2014 Cumartesi
İlk ve son
Umutsuzca açılmış ellerim var benim. Üzerleri çatlamış, kurumuş param parça. Parçalanmış bir bedenim var benim. Her bir parçası kök salsın diye umut ettiğim. Kaybet tiklerim var benim. Bedeni toprak altın da ruhunun çok önceleri kaybettiğim. Bedene olan açlıkla bana yapışan kenelerim var benim. Yavaş yavaş beni bitirip yok olmamı sağlayan. Ben artık hiç bir şey hissedemeyen bir iskeletim, dokuları olan, kan akışı olan bir yapı ama ruhsuz robotlaşmış bir mekanizma gibi.
Korkularım vardı benim her biriyle yüzleştiğim ve sonunda onları bitirdiğim. Zamanım vardı benim değerini bilmeden elimden akıp giden ve en sonunda korkularımı yendiğimi düşünürken en büyük olanıyla göz göz gelene kadar. Korkuyordum bedenime yapılanlar dan, korkuyordum ruhuma dokunmaya çalışanlardan ve en sonu korkum beni tükettiğinde benden gittiğinde bir hiç, bir piç, bir fahişe gibi kaldığımı hatırlarım. Korkularım vardı benim bedenimden, ruhumdan, her yerimden kazıyıp attığım bu sefer kanlarla etrafımı buladığım korkularım vardı yitip giden zamanımda kayboldu.
Mutluluğum vardı benim. O kadar çok açtım ki buna her ufak kırıntıya muhtaç kuş gibiydim. Her bir şeyden mutluluk çıkarmaya çalışıyordum. Korkularımı yenmiş yenilenmiştim artık mutlu olmalıydım. Düşüncesi kolay yaşaması zor olanlara kapılmak en büyük aptallığım dır. Bedenimi mutluluk bulmak için kaybettim. Ruhumu zırhlara koydum . Artık kendi ruhuma ben bile ulaşamıyorum.
Yalanlarım var benim. Mutlu olmak için uğraş verirken kullandığım. Sakladıklarım var benim hiç bir zaman kimseye açamayacağım içimde kaldıkça da bana acı verecek olan. Adımlarım var benim büyük olduğu görünen aslında zorlanarak devam ettirdiğim.
Sevgililerim oldu her biri farklıydı, her birine farklı davrandım. Mutlu olmak için uğraş verdim. Bazen yarı yolda bırakıldım, bazen bedenimi kullandılar, bazen ben yarı yolda bıraktım. Ancak hepsinin tek bir özelliği vardı her biri ayrı ayrı ağlattı beni.Ruhumu açmaya çalıştıkça hem kendi içimde savaş verdim onu sakladığım yerden çıkarmak için, hemde savaş verdim beni sevdiğini söyleyen birini kaybetmemek için.
Ben güçlü bir kızdım. Çocukluğum da istediğimi alana kadar savaş veren. Ben güçlü bir genç kızdım sevgiden önce arkadaşlık için savaş veren ve yarı yolda bırakılan. Ben güçlü bir genç bayan oldum bir kere seni seviyorum dedim ve yalanlarla boğuştum. Ben güçlü bir kadın oldum bir adamı yıllarca seven, sadece onu bekleyen, sonunda kenara itilen. Ben şimdi de güçlü bir kadınım sonunu düşünmeden bu sefer her birinden, her şeyden, her isteğimden farklı adım atan.
Gözlerim seni görmeden sevdiyse şuanda sen ne yapıyorsun ?
11 Ocak 2014 Cumartesi
Tanrı eleştiriye açık olasaydı....
Tanrı var olduğunu kanıtlama aşamasına geçti ise kaos ortamında nefes almaya çalışanların çabası Tanrısallığın kanıtı olmalı. Kendi içerisin de çıktığı yolda henüz bir seçim yapmamış olanalrın çıkluğu seçim kararında ne kadar geri olduğumuzun da esas kanıtıdır.
Tanrı sözlere yazılara gebe bırakılmasaydı eğer çocukları hala yaşıyor olurmuydu. Kimsesiz kalmışların gözleri artık gökyüzüne bakamayacak kadar karanlıktaysa umut lüks bir ihtiyaç olmuştur. İhtiyaçlar giderildikçe azalıyor ise hiç azalmayan o ihtiyacın tüketimineden çoktur ? Söz gelimi sen ona aç isen , o da başkasına aç yaşıyor ise bu denklemin doyan kişisi kimdir ? Her başın sıkıştığında ellerini açıcak isen inanıştamı ihtiyaçla ortaya çıkan bir kavramdır. Tartışmaya açık olan konuların sonuncunun olmaması bizlere açılan bir yoldur aslında.
Duyduklarına daha çok itibar edicek isen , gördüklerin için göz yaşı dökmek lanettir. Gördüğün halde kabul edemediklerinin çok olması senin bakış açında sorun olduğunun temelidir. Her an şikayet edicek kadar genişleğe sahip iseniz hayatınızda yaşamaya çalıştığınız alanda bir okadar dardır. Hayatı yakalamak için harcadığınız çabayı hayatı yaşamak için kullansaydınız eğer Hayat evet hayat daha güzel çiçeklenirdi.
Ve Tanrı açtı bacakalrını, bacakları arasından süzülenlere İnsan adını verdi.
Ve Tanrı savurdu ellerini evrende sıkışıp kalalım diye bir küreye.
Ve Tanrı gözlerimizi kapadı gördüğümüzü sanarken hiç bir şeyi yargılamayalım diye.
Ve Tanrı sözlerde asılı kaldıysa ve biz de hayatı yakalamak için bir tavşanın arkasın dan koşan yarış atları gibi isek hangisi daha inandırıcı olmalı kulankarınız da.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)