29 Mayıs 2012 Salı

Uzun bir zaman sonra ......


Ne kadar yoğunlaşa bilirsin ki birine veya ne kadar kendini ona vere bilirsin ki ? Sözlerin akar gider , o anda kalıcı olsa bile sen o sözleri önemli saysan bile onlar unutulup gidicek. Birine ne kadar önem verirsen ver o yinede gidicek. Tipik sözler vardır gitmeyle ilgili sende mi tipik ayrılıklardansın artık yoksa olması gerektiği için olduğunu kavraya bilcek kadar başın dik mi ?
Titreyen ruhun mu bedenin mi ? Her zaman çığlıklarla devam eder haldeyiz bizler her zaman ağlamak veya ağlamamak arasında sıkışıp kalıyoruz. Duygu patlaması yaşıyormuyduk kirlenmemiş duygun kaldı mı ki.

Her zaman başlangıç ve bitiş arasında mesafe vardır mutlaka o arayı kapatmakla yükümlüsün. Gözlerinden akıp gitse de, seni dağıtsada ,sana tecavüz bile etse sen bu sona gitmek zorundasın. Tamamlanman lazım ki tekrar başlaya bilesin. O kadar fazla kirlenmiş bir kentin içindeyiz ki ne tarafa nasıl bakman gerektiğini bilemiyorsun. Çok fazla kalabalık alanda olsanda görmek istediğin yok ise orda sen artık hiç bir şey göremezsin. Kalabalıklar arasında kör oluşunun doğumu kutlu olsun insan. Kutlu olsun hiçliğin ve cehennem ateşi sarsın ruhunu sen kör halinle bedenini kirletirken ruhun yaksın teninden akanları.

Gözlerin den akıp giden o anın bıraktığı kalıntılar. Ticaret yapılan kentin içinde ya bedenini satarak yaşarsın yada ruhunu kilitleyip bacaklarını açarak. Sözlerin yüceliği almış başını gitmiş ve geriye kalan kirlenmiş dudaklardan dökülenler olmuş.Güzel hiç bir şeyin farkında olmayan o güzel insanlar yüzlerinizi nerede unuttuğunuzu hatırlayın. Mezarlar sadece bedenlerin mekanı olarak kalmadı yüzlerinizi de gömdünüz sizler artık. Sizler artık ne gitmeyi , ne ruhunuzu korumayı nede insan olmayı bilemediniz. 

Yüzsüz fahişeler kentine hoş geldiniz oyun için şimdi hazırmısınız ?

Doğru baş kaldırışın oldumu hiç ?


Baş kaldırışlarımız vardır bizim her an olmasa bile öle bir anda olur ki bu kaldırışlar yıkama yakın bir orantıya sahiptir. Nefeslerin düğüm düğüm olur ve nerde nasıl nefes alıp vermen gerektiğini bilemezsin. Bilemezsin sen nasıl bir haykırışa şahit olucağını. Kişilerin içinde sakladığı güç mü doğru olan , yoksa başkalarından aldığı enerjilermi bizleri güçlü kılan. Çatışmalara gebe bırakılan bu güç savaşları içersinde yeşermek doğrumu yoksa yalnış mı.

Güçlü kalmak mı bizleri cennete çıkarıcak olan merdiven. Her adım attığımız anda sallanan yerler , yağmurların yumuşattığı toprak ve ayakta durmaya çalışan bedenin. Asla geriğe dönmiceğini düşünürken geride unuttukların. Senin ve geride bıraktıkların arasında her zmaan bir bağ vardır ve sen ileri gittiğini düşünsen bile yıkımını arkanda taşıdığını asla bilemezsin. Çünkü sen bilme arzunu gömmüş kör balçığa verdin bedenini açtın tüm gövdeni ve fırlatıp attın ruhunu. Ruhsuz kaldığın savaşlardan başarılı olsanda bedenin çöküşü bir yıldırım gibi sarar seni ve o anda sen ruhunu arar olursun. Şimdi bak bakalım senmi yoksa ruhunmu ileride kalmış.

Gebelik dönemin herzaman seni yavaşlatır. Gebelik sadece bir bebek objesi olmamalıdır. Sen beklentilerine gebe kalırsın , umuduna gebe kalırsın , hayaline gebe kalırsın ve en sonu yüzüne tokat gibi çarpıcak olan unuttuklarına gebe kalırsın. Hayatın yolunda ya doğumunu bekliceksin senin için doğru olduğunu sandığın yerde yada gebeliğini doğru alanlara serpiceksin ileride ne olucaktı dememek için. Baş kaldırışının o anı gebeliğinin bitimi olsa bile bir kaç süre sonra yeni bir gebelik dönemi seni sarmış ve sen yine baş kaldırışları arar olucaksın. Aslında sonuna kadar kaldırğıdını sandığın başın , fırlatıp attığını sandığın o duygu birikimleri tam karşında seni bekliyor olucaktır.Şimdi ne vaktidir gerçekten olduğunu düşündüğün kişi olarak sona gitmek mi , yoksa olman gereken hayalini gerçekleştirmek mi ?

23 Mayıs 2012 Çarşamba

.İŞTE TUTUNDUĞUNUZU SANDIĞINIZ YAŞADIĞINIZ HAYAT BUKADAR.

Kayıp olduğumuz gerçeğine sırt çevirmiş olduğumuz yeri doğru yer olduğuna kendimizi inandırmış kör çocuklarız bizler.Asla bizim olamayacak olanlara gebe kaldığımızı bile bile doğumu beklemek bizleri köle haline getiren göz yummalarımız olmuş.Bizler kendi yok oluşumuzu başkalarının dillerine bırakıp boyun eğmeye mahkum edilmişiz.Doğrular var denildiği an sorgulamadan başkalarının doğrularına doğru diyebilecek kadar kemiksizmi oldu dillerimiz.Kimler için yaşadığımız önemli değil kendimiz için nasıl yaşıycağımız önemliyken başkaları için oluşumumuz robot olmuş.


İçimiz titremez olmuş duygularımıza ihanet etmişiz.Başkalarına bakarken hırsızlığımız belli olmasın diye titreyen içlerimizi dile duygu diye dökebilecek kadar çürümüşüz.Yolları yürümek için değil ayaklarımıza zemin için görmeye devam ettikçe çukurlarımızı kendimiz oluşturmuşuz.Konuşmak için konuşur olmuşuz.Düşünen benliğimizi ikinci kişi olarak adlandırıp suçlara boğmuşuz bizler.Çocuk olmadan bedene mahkum edilmiş olduk biz.Kalibimiz asla görmeyecek olanları açmış damarlarına.


Kör olmak bile sanat sayılmış kendimizi saklamak için.Karanlıktan korkmamızın nedeni gerçekliğimizin tokat gibi yüzümüze çarpmasından kaynaklı olmuş.Asla diye başladıklarımız yaptıklarımız olmuş.Asla kelimesine yüklemişiz yalnızlıklarımızı. Bizler neyiz kimiz ? İnsanmıyız yoksa insan bedenine hapis olmuş böceklermiyiz.İnsan olmak konuşmak mı düşünmek mi ? Olması gerekenler neden iyilik olmuş ? Asıl iyilikleri kimler kilitlemiş.Kimler bizim bahçelerimize bekçi dikilmiş ?


Şarkılar mı bizi anlatan olmuş? Başkalarının kelimeleri bizleri nasıl anlata bilir ki. Çok hırsız olmuş bir toplumdan ne bekleye biliriz ki. Tek başına olmak ne güç ne de güçsüzlüktür aslında.Aslında tek kalmama ,mızın nedeni kendimizle yüzleşicek kadar büyümediğimiz için. Nezaman büyümüş olucaz biriyle birlikte oluncamı, yoksa doğum yapıncamı , yoksa ölü olduğumuz anmı büyümüş olacağız bizler.


Bizler kanatlarımızı asla kabul etmemiş kişilere mahkum olduğumuzu ne zaman kabul edip kanatlarımızı arıycaz.Tabi arkanda bıraktığın benliğin hala bıraktığın yerdeyse. Çok sevmişiz hatalarımızı başkalarına yüklemeyi.Çok sevmişiz katili olduğumuz kalbimizi başkasının ellerine atıp sen katilsin demeyi.Aynaya bakmaz olmuşuz göz bebeklerimizle.Korkmuş olduk kendimizden.


Sesiz olmak çaresizlik sayılır olmuş aramızda.Bilinmez ki sesizlik aslında en güzel yetenektir.Bilinmez çünkü onu başkaları karaladı dillerinde.Nasıl olurda bizler yıldızlı gecelere sırt çeviripte arsız gecelere kendimizi hapis etmişiz.Cesaret mi bu sizler için , bu sizler için asıl olan korkaklıkken.Ellerimiz cenneti açıcakken nasıl olurda kirletmeye bu kadar aç ola bilirsiniz.Güneşe nasıl sırt dönersiniz sizler yüzünüzü okşaması varken.Ayaklarınızdaki ceset kırıntılarından nasıl olurda rahatsız olmadan koşmaya çalışırsınız.Bir gece olsun yıldızlara bakmayı ne zaman denediniz ki.Bakmak ve bakmak arasındaki farkı sizler nasılda görmezden gelebildiniz.


Hala saklı kalan benliğinizi aramak için başkalarından yardım almak sizler ne zaman bukadar düştünüz.Nasıl olurda hala ayaktayım diye biliyorsunuz kendinizi daha tanımadan.Yaş değildir bizi olgunlaştıran bizi olgunlaştıran içimizdeki bilmediklerimizi bulmaktır olgunlaşmamızı sağlayan.Dudaklarımız yalana açılmış doğrular bizim için kirlenmek olmuş.Bumu bizi insan kılan sizler için. Konuşmalara aç kalmak bizi yok etmeye başlayan kusurumuz.Geçmişi suçlamak bizim hatalarımız.Beklemek bile asilliğini kaybetmiş zavallı oluşunuzdan.

Rüzgarlara , yağmurlara aç kalmış ruhunuzu kaç kez yok saydınız.Kaç kere sokaklarınızdan gitmeyi istediz.Sizler kaç kere insan olup olmadığınızı sordunuz kendinize.Başkalarına mı düşürdünüz kendinizi konuşmaları için.Beklerken gelmez o bekledikleriniz , beklemek için bir parçanızı korumanız lazımdır.Ama siz parçalarınızı hiç bilemediniz ki koruyabileseniz.Kaldırımlarda yerlerde olan yüzlerin aslında kendi yüzünüz olduğunu bilmediğiniz gibi.Aslında yitirdiğiniz başkaları değil yitirdiğiniz kendinizden başka bişey değil.


Ve şimdi bizler var oluşun kirli parçaları ağır geldiğiniz toprak sizleri ne kadar taşır sorusunu kendinize sormaya başlamanız lazım.Çünkü sırtınızı döndükleriniz artık sizi beklemiyor.Bir gece sesizce sizi alıp götüren arkanızda bıraktığınız dillere döktüğünüz katili olduğunuz hiç görmediğiniz aramaya bile cesaret edemediğiniz benliğinizden başka bişey olmayacaktır.İŞTE TUTUNDUĞUNUZU SANDIĞINIZ YAŞADIĞINIZ HAYAT BUKADAR.

22 Mayıs 2012 Salı

Ve TANRI SEN ASLA YOLLARINI BİLEMEDİN....

Tanrıdır oyunun başlangıç noktası , sonunda  ya şeytan vardır ya da kendisi.Tanrı tek başına beklemenin uzun ve zahmetli olabilceğini düşündüğün den olsa gerek renkleri sunmuştur bizlere. Tanrı bizi çok fazla renklere bulayıp , bulanmanın sonucunda insanalrın hangi yoldan hangi renkle geçiceğini izleyip kendini eğlendiriyordu.Bu eğlence bizlerin oyuncu onunda izleyici olarak kalıcağı bizim asla yönetmeyi başaramacağımız oyunuydu. Tanrı kendi oyuncularının gözlerine ulaşabilmeyi becerebilseydi bu oyun daha heycan verici olabilirdi aslın da.

Tanrı oyun oynamaz dediğinizi duyar gibiyim. Tanrı oyun oynamıyorsa sizlerin yaratılmış olmaznızın asıl amacı pislik olduğunuzun kanıtıdır.Tanrı baş kaldırışları asla kabul etmeyen oynuna müdahale edilmesini kabul etmeyen tanrı ! Söyle bana bunları kabul etmezken çizdiğin yoldan gitmeyi red ettiğimiz an neden bukadar şiddetli cevapların oluyor ? Biz sana dönmüşken bizi görmediğin anlara karşı neden bu şiddet bize dönüyor ozaman ?


Bugün bana sarılan senin renklerin değil sadece susmanın verdiği grliktir.Seçime yöneltiyorum derken seçim yaptığımız an seni seçmeye bizi zorlamak mı senin oyun anlayaşın.Zora sürmek istenen senin duyguların mı  bizi sona ulaştırcak olan. Neden ozaman gidiceğimiz son aynı değilde farklı yerlere dolanıyor. Sen Tanrı tek başına oynamak isterken neden kendi yarattığını red etip karşı tarafa hamle hakkı tanıdın ? Bu hamleleri kabul etmiyceksen bukadar ihtişam niye ?


Ellerimzi maviliklere kaldırdığımız an mavilikleri bizden uzaklaştıran yaratıklarını göz önünde bulundururken göz yaşlarıyla yeşillendirenleri yok saymakmıydı renklerin ? Unutma bu yeşillikler dikilicek ruhumuza sen başka yere baktığında bizim ellerimiz iğnelerle sarılmış olucak.Ayrılık mı seni seçip seçmiceğimize karar vericek olan olgu . Yoksa yorgun meleklerini bize göndermiş olmanmı yoksayma anlayışın.

 Rüzgara fahişe olmayı tercih ettim yarattıklarına fahişe olmak yerine. Yolları sen kazmadın tırnaklarımızı bıraktık kazarken. Yeşillendirmedin , göz yaşlarımızı gebe bıraktık tohumlara.Sen yaratılışı başlattın devamını unuttun sonu hazırlarken.

20 Mayıs 2012 Pazar

Şiddet vardır ama bazı şiddetler vardır ki çok farklıdır..

Şiddetle başlayan duygular vardır.Asla bizi bırakmayacak olanlara başlangıç gibidir. Ne başlangıç olmuştur neden son olmuştur bu şiddet. Aşk gibi dir ayrılık gibidir ama en zorundan biriside elvada diye bilmektir ona onlara en çokta kendine elvada demek şiddetli başlar ve hiç tükenmeden şiddetle biter.
Bir geceye aç başlamak gibidir o duyguları yaşamak yersin yersin ama doymazsın.Sesizce köşeye çekilip iç çekersin yinede doyamazsın sen o şiddetle maruz kaldığın duygulara.Hiç bilmediklerin diline dökülme şiddetini bastırmaya çalışsan bile sen hala açsındır. Neye açsındır bilmezsin sen bilemezsin sen içindeki acıların şiddetinin verdiği açlığı kendi içinde olsada sen içine yabancısındır.
Şuana kadar seni saran tenin şiddetlidir sıkar seni sıkar sıkar en sonunda kendi şiddetine yenik düşmüşsündür. Sen bunu başkasına yorsanda seni sen bitirmişsindir.Sen kimdin kimlerden geçtin de kendini yok sayabilcek şiddete gebe kaldın.Umut senin için kaçış noktası mı olmuştu anlamını bilmeden sarıldığın.İnandığın neydi kişilerin mi inanışı daha sağlamdı sana anlattıkları , yoksa tanrının verdiklerimi seni inanışa eğdiren.
Şiddet vardır duygularının seni darma duman ettiği.Yıkıp parçaladığın şehirlerin vardır tam ortasında durmuş kendini kendi dikenlerine sararken unutuyorum diye bilmek mi seni tanımlayan. Unuturum dediklerine sırt dönmenin verdiği şiddet seni güçlümü kılıyor sanıyorsun? Avuçlarının terlemesine titreyen bedenin mi senin güçlü olanın.Konuşanları susturmak mı güç yoksa kendi şiddetini terimlemek mi güç ? Şiddet bir güç mü ? Duygumu onu kamçılayan yoksa yerlere attığın gözlerin mi anlamını yitirenlerin?
Şiddetli duygular vardı insanalrın olduğu zamanlar da. Şimdi şiddetli duygulara aç olan yaradılmışlar var insan olmaları için kendilerini arayan.Hala sana aç olan şiddetli duyguların var , yağmur tanelerinde saklı bedenin aç olduğu damlalar varken sen içindeki damlaları nasıl olurda yalnızlığına akıtabilirsin.Gece olunca bişeyler değişirken hala aynı yerde kalıyor olmak mı konuşma hakkını açtı sana.İçinde sesizce hıçkıranı merak etmeyen şimdi kalkıpta şiddetli olan duygulara tecavüz ediyor.
Elleri , ellerin , elleriniz , ellerim aslında bizim asla görmediğimiz çizgilerin yoluna aç olan alanı kaplarken göz bebeklerini nasılda boyamalarına izin verdin , verdik , verdim.
Şiddet vardır bedeni sarsan şiddet vardır bedenleri tutsak eden ama ihanetimize uğramış şiddet vardır ölürken bile açlığımızı bastıramadığımız sonsuzluğu olan o şiddetli ihanete
uğramış duygularımız.Saklı bir yerde duran kendini göre bildiğin an insan , şiddeti yaşadığın an kadın-erkek ve birleştiğin an olmacağınıza daha nekadar sırt döneceksiniz.
Sarman lazım kendini aslında ama hala duygularına sırt dönüpte başkalarına aç kalmak kötü değil mi ? Arkana baktığın zaman titreyen ellerini nasıl saklaya bilceksin gözlerinden veya hislerinden.
Artık bedeninden akan kan değil şiddetli duygularına ihanet eden yalanlarındır.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

bir anda dökülenler....

Hayatamıza alabilceklerimizi önceden hesaplamaya çalışsak bile, bu sefer doğru oldu kavramını  tam anlamıyla gerçekleştiremiceğimiz herzaman yüzümüze tokat gibi çarpsada yine de demekten kendimizi alamıyoruz.Kayıpsız başladığımız yola kayıplar vererek ilerlemek zorunda olduğumuzun gerçeğine vardığımız an daha fazla kayıp vermenin vericeği zevke sırt dönemeyenlerden olucak olmamızda kaçınılmaz.Bizler zevke düşkün yaratıklarız.

Bir nefes kadar yakın olanmı bizim olan , yoksa karanlığa dokunurken güvendiğimiz ruhumuzmu bizsiz .Ayak seslerinin uzaklardan geldiğini bildiğimiz halde korkuyla titriyor olmamız en büyük kayıbımızın yerini doldurulmuycak kadar büyük olmasından mı kaynaklı.Neyaptığımızı bilmeden başkasına bana ne yaptın diye bilmek mi bizleri tatmin edicek.

Ellerimizden kayıp gidenler vazgeçtiklerimiz değil aslında vezgeçemeyip kaybettiklerimizden başka bişey değil.Sesizce izlemeyi tercih ettiğin an aslında kendini bulmaya yaklaştığını anlamaya başladığın an işte o ana yüz çevirmek sizler bizler için güç gösterisimi oldu yani.

Bilmiyorum bilmiyoruz bizler kayıp vermenin aslında ne demek olduğunu.Göz yaşımı bunu ödemeye yeticek olan.Yüzüne vuran ıslak rüzgarmı alıp götüren seni karanlıklara yoksa ondan korkup kaçmaya başlayan senmisin karanlığa kucak açan.Bizler tüm beyazlara utanç vermiş varlıklarız.

Asla olanlar yapa bilceklerimiz iken yapamayacaklarımızı yapıyor gibi yaşamak bizim zaten en büyük yalana gebe olduğumuzun kanıtıdır.

13 Mayıs 2012 Pazar

Eller ve kelepçeler ....

Ellerimizin çok fazla yeteneğinin olmasına rağmen sınırlandırmak veya sınırlandırılması bizi gözle görülemeyen ama orda olduğunu bildiğimiz kelepçelere maruz bırakıyor. Yaptıklarımızın yanında taşıdığımız egomuz her an yanımızdayken olduğumuzu sandığımız ama asla olmadığımız kişiler arasında olan çatışmaya göz yumuyor olmamızda bizi bağlayan kelepçelerimizdendir. 

Biliyoruz hapis edilmeye çalışıldığımız o yaşam parçasını. Bilmiyoruz ki bize sunulan yaşam parçasının kişilerin istediği için oluşturduğunu. Peki özgür olması gereken ellerinle yaratacağın kendi yaşam parçanın nasıl olucağı sorunun bıraktığı o merak dürtüsü nereler de? Kişilerin her yaptığı harekete anlam yüklediğimiz kaçınılmaz gerçek iken bizim, onların,  sizin kısıtlanmış olduğu gerçeğini anlamış olmamıza rağmen neden bu gerçeği dökemiyoruz bizler? Bu gerçeği bildiğimiz halde neden karşındakilerinde bu gerçeğine saygı göstermiyoruz? Şımarıklık mı yoksa çok biliyorum arzusumu bunu bizlere yaptıan. Nedir bizleri kelepçeye vuran asıl konu, kavram, gerçek? 

Yazılar yazmak için duygularımızı dökmek için kullandığımız ellerimiz bunu gerçekleştiriken başkalarından esinlendiğimiz veya çaldığımız düşünceler beynin ve ellerilerinle zıt orantıdadır. Bu orantının zıtlığına rağmen çalma eğilimini gerçekleştrirken uyguladığımız baskıyı kendi yaşamını oluşturmak için kullansaydınız şu andan daha farklı biri olabilirdiniz. Kendilerini süsleyen şık kadınlar süslerinizin altında parlayanlar müceverleriniz değil kelepçelerinizdir. Kaliteli olmak kelepçeleri boyamak değil onları kırmaktır aslında.

 Biliyoruz bunların bizi sardığını sarstığını. Bildiklerimiz yapamadıklarımız olmuş. Yapmak istediklerimiz çok iken sadece sözlerle bir yerde olduğumuzu gösterme yeteneğimizi her an geliştirebiliyoruz. Kendimizi geliştirmek yerine bunu tercih ediyor olmamız da olduğumuz alanın darlığını gözler önüne seriyor. Sözlerle boyadığınız kelepçeleriniz bir zaman sonra boya tutmadığında asıl olduğunuz ve sakladığınız kişinin yükleşinine asla engel olamayacaksınız. 

Gözlerinizi kapadığınız an cennette, çok iyi bir yerde, sevdiğinizin yanında olduğunuzu hayal etseniz bile asla olayacağını bilipte belki diye sarıldığınız boşluğunuz. Uzatmak istersiniz ellerinizi, uzaklara sarılmak istersiniz belkide sevişmek istersiniz de o görmezden geldiğiniz süslediğiniz kapattığınız ve hiç uğraşmadığınız kelepçelerinizle sizler nereye gidebileceksiniz ki? 

Elleriniz başkasının mı yoksa kendi korkanlığınamı boyun eğmiş ?

11 Mayıs 2012 Cuma

Aşk aslın da .....

       Aşk tanrının bize sunduğu yaşanıcak olan cehennem.Aslında cehennemin en yakan ateşine hazırlıkta diye biliriz.İnsanların benciliğidir aşk kişileri özgür olduğuna inandıran görünmeyen zincirlere bağılı kılan dır. Çok fazla anlamı olsa dahi en sonunda kaybedilendir .Neler verilmiştir uğruna neler yakılmıştır.Nereleri yakmış kimilerini silmiştir .Bizler için sığınak kaçış yolu olmuştur, çok fazla yazılan yazılar vardır tek bir tema vardır acıdır aşk.

       Kimler için boyun eğdiğimize emin olmadan bizi içine alan bu ateş cehennem kafamızı kaldırdığımız an üstümüze yıkılan şehir ışıkları , paslanmış kolonlar  , ezilen vucutların kokmuşluğu sarsa da ümittir bizim için aşk. Esirliktir aslında özgürüm demeyi bize söyleten , bizi o an esir almış ve özgürlük onun alanı kadar dır.Kimler diye bilir ki ben köle esir olmadım diye.Kimseler diyemez çünkü kimseler bunun için büyümüş değildir.Büyüdüğün an toprakla buluştuğun, cehennemi tatığın an başlar aslında sizler bu dünyada aşka esir olmuş cehennem yardakçıları olarak yaşar ve yerinizi o şekil de hazırlarsınız.

Aşk ,korkulandır.Duymak tır aşk. Aşk dokunmak , sevişmek , acı çekmek , yeşillikleri büyütmektir göz yaşlarıyla.Giden uğruna kalan uğruna aslında biz her uğurda yeşertiyoruz da o yeşillikleri genel adırıdr aşk. Sevgi değildir , sevgiden en üst düzeyde dir.Göklerden daha ötede sıkışmış atmosfer kalıntılarında yüzmektir aşk.Sevgi dediğin aşkın sana bıraktığı kalıntılar senin son göz yummandır. Sevgi diye nitelendirdiğimiz gülümsemelerdir , aşk dediğimiz kahkahalardır.Bunlar arasında çatışırken yitip tükenmeye mahkum edilmiş yaradılış ışıltısıyız aslında.Tabikide bir zamanlar olan ışıltı şimdi tecavüze uğramış bedenlerde kirlensede bizler hala aşk demeye devam eder haldeyiz.

Sahip çıkılmasıdır , huruzun bulunmasıdır aslında bizi bizden çalan başkalarına verilen ruhun parlaklığında gizli olan parçadır aşk. Bizler parçarımızı dağıtır kök salmalarını izler ve bir gün ben diye başlayan masallara gömeriz aşklarımızı. Asla olamaycam dediğin an aşık olmuş ve boyun eğmeye başlamaışsındır. Ben gibi ,  sen gibi , sizler gibi. Biz , siz , onlar bütünlüğünü bağlayan aşk. Tanrının bize sunduğu hile bizlerin oyun cambazlığı geliştirdiğimiz iplerimiz dir aşk.

Aşk  kimi için bel altı kimi için göz benim için yüzü dokunmaktır.Yüzüne dokunup hissetmektir .Sevgi katmanıdır , kabukların en sağlamı en büyük acıdır aşk. Bizler oyuncak oyuncu olan aşktır aslında. Bir günü komple onun teninde geçirmek tir .Sex değil sevişmektir , gözlerine bakarken içine sinmesi dir .İçine sinerken gözlerini kaçırdığında aşkın endişelenmelidir.

Asla senin olamayacak olana tutulmak gibidir . Tanrıya el açmaktır ummaktır .Şarkılara dökmektir yazılara dökmektir .Hakim olamadığın kalbin umudunu yitirmediğin benliğin yürüyüp bitiremediğin yollardır . Tanrının bukez bizi terk etmeyeceğini ümit edip benimsemektir . Acıyarak unutmaktır .Gökyüzüne güneşi küstürmek gibidir .Aslında aşk o dur sen aşık olandırsın.Yalanlara bağımlı kalıp maske taktırdığın yüzünle katiline bakmak gibidir .Aslında aşk  Tanrının bize nimeti masalı ve bizim kirlettiğimizdir .

Gözlerinin dolmasını engelleyemez avuçlarının terlerini üzerine silip dönmek gibidir aşk.Şehirleri yıkıp yok saymak gibidir .Göz yaşlarının yıkadığı ormanlar gibi yücelttiğindir .ASLINDA AŞK SENSİNDİR AYNADA ASLA GÖREMEDİĞİN O KADIN O ERKEKTİR. Sanki hiç olmamış gibi el açıp dilenmeye devam etmektir aşk.Asla unutamadıklara selam veripte kalabalığa döndüğün aşka and içmek gibidir.

AŞK SENİN ŞAH DAMARIN AŞK SENİN KATİLİN AŞK SENİN CEHENNEMİN SENİN İBADETİN SENİN ASLA TUTANAMADIĞIN O AĞACINDIR.

10 Mayıs 2012 Perşembe

RUH.......

Asla farkına varamadığımız bişey vardır bedel ödeyen bedenimiz değil ruhumuzdur aslında. Çok yaşarız çok konuşuruz ama en sonunda yıkılan içimizde saklı tuttuğumuz en gizli bizden başka bişey değildir. Çok konuşuruz aslında saklanmak için. Çok konuşan saklanmayı çok iyi bilendir . Ama susmak çok zordur en zor olanıdır sustuğun an içinde dizginleyemediğin senle karşı karşıya kalmak . Zordur yaşamak kendini. Kolaydır başkalarının tenlerinde yaşamak. Bazen öle bir an gelir ki başka birinin tenine gözeneklerine ihtiyacın olduğunda o çoktan başka tenlerde akmaya başladığı gerçeği ile karşı karşıya gelmek. 

Yüz çevirirsin görmezlikten gelirsin. Kulakların açıktır ama kaybettiklerine tıkarsın duymamaya çalışırsın ne kendini nede kaybettiğinin sesisini. Ama bunu başaramazsın çünkü sen diğerlerini duymazsın duymaman gerekenleri duyarsın. Çıldırma evrendir o an senin. Yağmur yağsın istersin o anda yıldırımlar düşsün çatlak topraklara okadar çok ses olsun istersin ki kendi kapatmaya çalıştığın sesini bastırsın.Yeryüzüne insin istersin güneşin en parlak ışığının  dışarı dökülsün insanlar ki senin pencerede beklediğini kimse farkına varmasın. 

Kaldırımlara düşman olursun sen artık ruhunun çırpınışına kardeş olanları görmemek için.Ruh neydi dersin red etmek için içini yok saymak için herşeyi yapa bilcek bir katil olmuşsundur ve HOŞGELDİN KENDİNİN KATİLİ SEN ve HOŞÇAKAL KENDİSİNİ KORUMAYA AND İÇMİŞ VİCDAN. Sözleri dökerken dudaklarından yalanlara başvurmaya başlarsın neydi o yalanlar nasıl sölenmeliydi diye asla düşünmezsin çünkü çoktan düşünmeden yalan söleye başlamışsındır. 

Dokunuşların sahte olmuştur parmak uçların soğuk değil mi . Hadi dökülsün yalanlar dudaklarından ^Kansız bir vücudum var o yüzden soğuk ellerim.^ tanıdık geldi değil mi ? Gecelere düşmansındır artık. Geceler yer bitirir seni kemirir yavaş yavaş delikler oluşmaya başlar ruhunda. Ne güzel örtesin bedenini öle renklerle sen. 

Kabullenmek neydi ? Kime kabul ettirmeliydin ? Aslında sorularla okadar çok meşgul olmalısın ki cevapların olmasın. Cevaplarını bildiğin halde neden soru sorar ki insan ? Ben gibi sen gibi o gibi bizler neden bildiğimiz sorular sorarız ki ? 
Kimseye sormadan yol almayı nezaman unuttuk ki . 

Bedenin mi acı çekmişti ? Tekrar düşün istersen seslere okadar çok kaptırdığın kulaklarını sesizliğeçevirde bak bakalım kim acı için de. 

İnsanlara mı aç olmalıyız yoksa ruhumuzun huzuruna mı aç ? Konuşmaya çalışırsın anlatmaya çalışırsın ama kimse anlayamaz seni veya anladıklarını sanır. Ama bilinen ve asla kabul edilmeyen nedir İnsanlar arasında algı farkı vardır. Senin için zor olan diğeri için kolay dır. Sen onların gözünde herzaman şikayet edensindir. Sen onların gözünde hiç bişey yaşayamayan bir varlıksındır. Onlar insan dı değil mi ? 

Göz bebeklerinde başkasını görmeye aç kalsan da ilk önce kendi ruhunu görmeyi bilmelisin. Gözlerini dünya ya kapadığın sırada ilk önce keşkelerin değil kendin gelmelisin gözlerine. Saçlarından akan bedeninde yaşayan parazitler değil saçından akan ruhunu seven olmalıdır.Sözler herzaman akar akar akar ama asla dokunuşlara yetişemez. 

Hiç bilmediğin ney di senin içinde ki neydi. Sen kimsin ? 

Sen ağladığın zaman sana eşlik edene sırt döndüğün yeterli değil mi ? Yalnız kalmak istediğin zaman herkese sırt çevirmek mi doğru olan. Yarım kalan herşeye baştan başlamak mı çözüm. Çok sevdiğin herşeyi değiştirmek mi seni mutlu edicek. Sen ağlarsan ben ağlarım diyen senle asla ağlamaz . Biz ruhumuza ihanet etmiş korkaklarız bizler buna rağmen sana el açan olacaktır elbet ama ama ne zaman ? Her el açan doğrumudur diye diye yitip gidicez işte. Kar tanesi gibi eriyip yitip gidicez. 

Susma vaktidir artık kendini görmek için......... 

8 Mayıs 2012 Salı

Hoşçakal.....

Hoşçakal;

Her gitmenin ardına bırakılan iyi dilekleri belirten bir belirtme bir çok kişi için, ama bazen küfür gibidir hoşçakallar. Kayıp olmana sebeb veren kelimedir. Zamanın nasıl akıp geçtiğini anlayamazsın sürekli kulaklarında 'HOŞÇAKAL' sana bıraktığı , bıraktıkları son seslerinin tınısı. Kulaklarından başlayıp bütün vücudunu kan dolaşımından daha hızlı bir şekilde sarıp sarsar seni. Umursanmak istediğin anların başlagıcı gelmiştir artık. Her 'HOŞÇAKAL' yeniliklere gebe değil ne yazık ki. Kendimizi kandrma yönünde herzaman ki gibi en üst başarımızı bölede gösteriyoruz. 

Yürümelerin başlar tek başına ıssız yerlere gitmeyi istersin insanlar olmasın etrafında sadece düşünmek istersin 'Ben nerde hata yaptım ? ' veya 'Ben bunu hak etmişmiydim ?' birçok soruyla başbaşa kalmak istersin ama korkarsında. Tanıdık gelen yollara girmek istemezsin hadi ama lanet olsun o dudaklarından dökülen o kelimeye diye haykırmak çok kolay oluyor değil mi ?

Bazen basıcak bir yol bulamazsın ayakların bir yerde sabittir ama kendni boşlukta hissedersin. Adım atarsın ama gitmiyorsundur gidenler yanından geçenler sen hiç bir zaman Hoşça kalamazsın. Giderken bunu iyi dileklerine sarmıştı değil mi ? Lanet okumanın başka bir boyutunu öğrenmek zorlar bazen bizleri.

Korkumuz olanı görmemek için ruhumuzu kilitleyip bedenizimi açarız değer verdiğini sölediğine. Farkına varmadan kendini kaybetmişsindir. Korkularımız bizi parçalayan en büyük düşman ama bizleri en fazla yıkan değerlerinin sana 'HOŞÇAKAL' deyip gitmesi sizin için. Kendini parçalamanın daha kötü olduğunu anladın değil mi. Başkasının değil senin 'HOŞÇAKAL' demelerin izini bıraksın , onların izleri kalmasın sende...

ÖLÜM ASLINDA BU KADAR BASİT.....

Ölüm.....
Korkulan istenilen kaçış yolu olan ölüm.Varlıkalrın yaradılış kaynaklarından biriside sonlarının olmasıdır.Ama biz insanlar bunu asla kabul etmeyip sonsuz olmak için herşeyi yapabilecek kadar bencil yaratıklara dönüşürken.Güzel olabilcek olanı görmezden gelmelere doyamadık.

Ölüm başlangıçtır ellerin açıldığı an gibi, sonsuzluktur uyku gibi.Ölüm hak edilendir başlamak gibi.Ölüm sonsuz olma arzısı değil ölüm sevişme gibidir yaratıldığın kaynakla birleşmektir.Göz bebeklerinin görmeye başlaması gibidir ölüm.Benim için ihtişam sizler için korkulandır.Ölüm olması gerektiği gibidir kirletilse dahi, ihtişamına uygundur ölüm.Kirletilmek istense bile ölüm ölümdür gözlerimden akıp giden boş sular gibi.

Ölüm doğmamışlara anlatılan masallar gibi uzak yaşandıkça el atılan bir paçavra gibidir.Derin bir uyku gibi değildir ölüm bir ibadet gibidir.Tarının bize sunduğu çıkış yolu değil bedenin yolculuğunun bitişi , ruhunu özgür bırakmaktır ölüm.
Yollara düşmek gibidir , yollarda toparladıklarını bırakmaktır aslında ölüm.Topladıkların bıraktıkların öldürdüklerin leşlerin bunlardan temizlendiğin andır ölüm.Ölüm bir kapı ve aralanmış bir buz kütlesi gibidir içinden geçerken bedenin donar kalır ruhunu ayrıştırır.

Ölüm aşk gibidir bağımlısındır tutkunsundur ama korkaklığından yüz çevirmişsindir ölüme.
Kelimelerin bittiği andır konuşamamaktır ölüm.Tanrının bize verdiği ikinci şans , cehennemin cennetin yaşam kaynağıdır ölüm.

Ölüm aysız kaldığın gecelere hapis olmuştur.Yükseliştir ölüm ruhunu göklere verdiğin andır
Ellerimizin kirlendiği an değil ellerimizin hissettiği andır.Ölüm karanlık değil başlangıç anıdır.
Ölüm kirletilmemesi gerek bir bakire gibidir ellerimizde kollarımızda yüzümüzde gönlümüzde.

Bir gecede boğulmak gibidir ölüm.Aşkını öldürmek gibidir aslında aşk gibi yaşamaktır ölüm.Hiç bilmediklerini hiç görmediklerinle yüz yüze gelmektir aşk.

ÖLÜM YAŞAMIN BAŞLANGICI SİZİN GERÇEĞE AÇILAN GÖZLERİNİZDİR.
Hiç bilmediğiniz anlayamadığınız içinizdeki acılardır ölüm.Sezmediğiniz içinizdeki aşktır ölüm.Katil olan bedenleriniz öldüren ruhlarınız iken sizler nasıl olurda ölüme suçlarınızı yükleye bilirsiniz ki ?

Yüzündeki çizgilerin derinleşmesi gibidir ölüm.Sizlerin kapatmak için uğraştığınız yamlarınızdır .Kendi içindekileri öldürmektir ölüm.Düşüncelerini değiştirmektir .KALBİNİ KATİLİNE VERMEKTİR ÖLÜM.

Yüzündeki sesizliktir ölüm.Parçalanıp kaybolmandır .Yalnız uyumaktır .Ölüm yapayalnız başlamaktır.Kanamaktır ölüm.Ölüm hüzünden öte olandır.Herzaman tehtitlerimiz dir ölüm.Ölüm dillerimizi fahişe ettiğimiz tabakadır.

Benim için ölüm sevişmektir sizler için korkulandır işte bukadar basittir aslında içimdeki ölüm

BAŞLANGIÇ......

Başlangıç herzaman zordur. Başlaman gerektiğini bilirsin ama başlayamazsın tıkaıp kalırsın . Hayd şimdi diye haykıran içindeki sen öle bir sıkıştırır ki ne yapıcağını bilemezsin. Başlarsın ama başlamadan önce sonunuda düşünürsün. Bakrsın etrafına başangıç yapanlardan kopya çekmek istersin. İnsanı çözmeye çalışırsın  başlaya bilmek için. Aslında başlamak içinde bir insana ihtiyacın vardır bunu bile bile ben güçlüyüm baskından asla kurtulamazsın.

Sesizce kalır ve bir anda adm atarsn karanlık veya ayınlık fark etmez sen adım atarsın işte. Neyi sorguluyorsun ki artık attın adımı demek için bile adım atarsın. Başlar yürür yürür yürümelerin başlar adımların arkanda bırakıcağın izler kadardır aslında. Şimdi ne olucak sorusu yapıcaklarının arasında çok fazla vardır. ELlerin boş muydu dolumuydu bilmiyorsun değil mi yürürken. Ya peki koşma isteğin başladığı an ne yapıcaksın. Başladın işte neyin sorgusu bu. Karnlık mı seni dururan olcak yoksa aydınlık mı yoksa yolda rastladığın cesetler mi makyajlarıyla seni kandırıcak.

Kimin için başlamıştın sen bu başlangıca. Kendin için mi yoksa başkasına ulaşmak için mi başladın ? Bunu hatırlamamaya başladın değil mi . Bak gördün mü bir başlangıçla neleri başlatttın kendi içinde. Aslında kendi yok olmanı bile başlattın sen artık ne geri döne bilirsin nede dura biirsin . Çok fazla denedik deği mi durmayı arkamızdan gelen lanetin soğuk nefesi ensende oluğunu hissettiğin an irkilmek kötüdür. Kötü olan yürüyen sen değil durma isteğiin beynini kemirmesidir. 

Aslında korktuğumuz o böcekler var ya bilirmisin oböceklerden daha beteri kuşu adını verdiğimiz ve her başlangıcın en yakını olan duygu o böceklerden daha kötüdür. Sen kendini sorgulamaya izin vermezken başladığın bu yolda rastladığın herkz seni sorgular ve sen hiç bişey diyemezsin . Komik çok komik bu duygu değil mi . Hıçkırma ses duydun mu derinden gelen .Göz yaşların akıyor bilmem  bilirmisin vücudunun neresi ağlıyor du ?

Şimdi başlangıcından uzun süre geçti ve sen yarı yolda yoruldun pes etmek istiyorsun değil mi. Işıklar gözlerini yakıyor karanlıktan korkuyorsun. Hatırlıyormusun sen başladığın da bunlara dikkat etmemiştin. Hafif bir tınıyla başlayan şarkıların çok neşeliyken neden daha ortasında buğulu oldu. Neden bğulu senin gözlerin ve görmüyor artık. Çok fazla makyajla karşılaştın değil mi yağmurdan kaçmalarının  ıslanmak tan değilde geçeklerin görünüceğinden olduğnu anladın değil mi ?

Bir başlangıçla neleri yıktığını gördü mü. Aşağa bak hadi ayakalrının altında olan senin cesetin değil mi ? Sözlere güvenip başkalarının  cesetlerı olcağın sanıyordun hal buki. Şimdi başlangıcın sonuna gelmişken yine yalnızsın değişmeyen  tek şey buyken değişen şey de senin param parça olduğundur.

Şimdi toparlanıp yeniden mi başlamalı yoksa cesetleri yakıp vücudunu mu baştan yaratmalı ? Hangisiydin sen yerdekimi gönlünde ki mi ?

Sevgiyi düşündüm ama ne kadar düşünürsem düşüneyim en sonunda olanı her zaman bildim. Peki sen biliyormusun ?

Sevgi kısa ama bir çok anlamı içinde barındıran o uçsuz bucaksız kara delik. Çok fazla konuşuruz üzerine. Hergün mutlaka birine seni seviyoruz deriz o duysa da duymasa bizler sölüyoruz aslın da SENİ SEVİYORUM. Ellerinden tutup götürenlerin de var o elleri hiç bir şey söylemeden bırakanlarda var hayatında. Bizler sevgiyle büyüdüğümüzü düşensek bile kendiş sevgimizi nasıl kullanıcağımızı veya kime nasıl sunucağımızı düşünerek yüzlerimiz deki çizgileri derinleştiririz. Hayatımız herzaman birilerini sevmekle geçer. Kavga ederiz anlattığımızı severiz , sevişiriz seviştiğimizi severiz , bekleriz sonucunu severiz evet her şeyi seviyoruz. Sevgi bizim için emir gibi aslında.

Peki kalbin en sağlam olanınsa yıkılmasına neden olan da sevgi değilmidir ? Bu yanıtsız denklem içinde vazgeçtiğini sandığın sevgiyi başka bir bilinmeyen kişiye geçtiğinde 'Evet bu kez ben seviyorum ve seviliyorum' diye başlarız . Merhaba ben sevgi ağacınım.

Sevgini vericeğin kişiyi aradığın zaman ellerinin boşta kalması gibidir. Uzanırsın yakalamaya çalışrsın çok fazla koşarsın olmaz. Bizler imkansız olanları sevmeye meğilliyiz işte. Sevgini içinde saklamaya karar verirsin kapatırsın kapılarını ama sana sormadan bir maymuncukla açarlar kapını bilemezsin , aslında bilirsin de işte şımartılma iç güdüsü olsa gerek bunu görmeni engelleyen.

Sözlerin , yazıların , düşüncelerin ufacık kısacık bir alana sığar aslında taşar taşar taşar ve en sonunda patlar 'Merhaba ben yüzüne gelicek olan tokat kısaca AŞK tır benim adım' Vazgeçmemeni sağlayan seni yakalamış sevgin alt dudağında sıkışıp kalmış ve sen yarım ağızlı bir hayata meraha demişsindir. Nerde senin yarım yüzün sevgiliyi arayan yolcu ? Başka dudaklara dökülenmiydi senin hak ettiğin bilinmez.

Çok başarılıyızdır bizler başkalarının dudaklarını sevmeye ve en sonunda sahibi gelip aldığında acı çekmeye.Galiba bende sevdim ve sanırım bende yarım dudakları seçtim kim bilir. Aslında başkalarının yaraladığı dudakalrı iyileştiren bir ilaç gibiyiz. Hastalar iyileşene kadar ilaçlarına bağımlıdır iyileştikçe azalır ihtiyaçları ve en sonunda tamamen iyileştiğinde sana gülümsemeden sırtını gösterip gider. Sonuçta sen ilaçsın ne bekliyordun ki ?

Ellerimizin kirlenme olasığı yüksek olsada en sağlam kumdan kale yapma yarışımız sonsuz derecede fazla. Heyy sen kumdan kalen nasıl ?

Kal demek için bile cesaret gösteremeyen bir sevgiye sahip olmak mı zor yoksa kal desen bile gidiceğini bildiğin birinimi sevmek akıllıca. Yüzünü gördüğün ama ruhunu seçemediklerini sevmek seni nereye götürdü. Sakın vazgeçme diyenlerin doldurduğu kulak zarını temizletmek nasıl olucak. Herkes söyler ama kimse yapamaz söylediklerini , sen seçilmiş olan başkalarının yapamadıklarını yaptırmak için hazırlanmış bir kuklasın. İşte bukadar o kısa ama çok uzun olan sevgi.

Sevgi zincirlere bile vurmadan seni eğdiren , Aşk kelepçeleri bağlasa bile seni sertleştiren katman ikisinin harmanladığı asla görmeyen gözlerin olur. Şimdi yarım yüzlü fahişeler diyarına hoşgeldin nerde senin diğer yüzün ?